ÇÖZÜMÜN...! DİBACESİ.....

28 Şubat 2015


      Türkistan’dan Anadolu’ya gelmiş, sosyolojik ve kültürel özellikleri Türkmenlerden farklı olmayan bir toplum, Elegeş Anıtı’ndaki  yazılı ifadelerden Kürtlerin, Türkistan’da Oğuzlarla birlikte yaşamış bir Türk boyu, sosyolojik tasniflerde Kürtler, Özbekler, Kırgızlar vd. gibi Türk Milleti’nin urukları, tarih, dil, din ve folklor bakımından Kürtlerde Türk’tür, Türk boylarından geldiklerine dair, hiçbir kuşku duyulmamaktadır, XVII.  yy.la kadar tarihi belgelerde, etnik farklılık anlamında Kürt adı geçmemektedir, denildi olmadı, yazıldı olmadı.
Kendini her ne adla tanımlarsa tanımlasın, kişinin dönüp bir de antropolojik yapısını merak etmesi araştırması, onunla bağ kurması, başka bir gereklilik değil midir? Diye sorduk, yine olmadı.   Sosyolojik olarak kim kendini nasıl tanımlıyorsa, bizim ona saygı duymamız gerektiğine inanıyoruz dedik, yine  olmadı, olmadı. Bütün bunlar söylenirken, yazılırken, istenilen sadece birlikte olmak, birlikte yaşamaktı. Yine de olmadı!

      Yine tarih boyunca azalan veya kaybolan kolonilerin kimler olduğuna hiç kimse bakmadı. Bir tarihte, Kürtlerle eşit şartlarda yaşayan “Mardaitler”in nasıl yok olup gittiği bilinirken, Türkler tarafından, Müslüman oluşları nedeniyle kollanıp-korunan günümüze taşınan Kürtler hiç konu edilmedi. Bu öyle bir beraberlik ki, Osmanlı dönemi bir yana, yüz yıla yakın zaman diliminde Cumhuriyet Türkiye’sinde birlikte yaşadığımız gibi. Yaşanan sayısız Kürt isyanlarına rağmen, sen var ya, sen denilmedi. Yine olmadı!

      Sadece, Cumhuriyet döneminde ki isyanlar mı? Ya MİLLİ MÜCADELE dönemin de yaşananlar!  Ya daha gerilere gittikçe; Türkleri iyi tanıyan Ermeniler, neden Kürtleri kendi yanlarına çekmek için çaba harcamışlardı? Acaba bu çaba; 1037’lerde, Oğuzları, Azerbaycan’dan çıkaran Ermeni-Kürt dayanışmasına mı uzanıyordu? Yoksa biz Mervaniyiz diyen Kürtlerin, II. Basileios’a sadakat yemini etmelerinde mi gizliydi?  Revadî, Şeddanî, Mervanî ve Annazoğulları Kürtlerinin, nerede ve nasıl yaşadıklarına mı bakmalıyız.

     Türkler,  Rum imparatoru Ermiyanos’a karşı savaşırken, Kürtler, kimden neye karşılık, ganimetin yarısını ve 100.000 dinar istemişlerdi?

      Celâlettin Harzem Şahı, öldüren Kürt değil miydi?
      Köse dağ Savaşı’ndan hemen önce, Kürtlerin yaptıklarını biliyor muyuz?
      Kürt İbn Adî, Noyan Engürek tarafından neden öldürülmüştü?
      Süleymanî ve Zırkî Kürtlerini, kim, neden etkisiz hale getirmişti?
       1450’lilerde, Kürtler, neden Dulkadirli Beyine saldırmışlardı?
      1451’de Şam’da ayaklanan Kürtleri, Şam Türkleri nasıl dize getirmişlerdi?
      16. yy. da, Malatya, Harput, Dersim halkı, Kürtler tarafından nasıl sömürülmüş, nasıl talan edilmişti?
      Dersim Kürtleri, 1747’de neden Bozok Sancağı Süleymanlı Kazasına gönderilmişlerdi?
      1780’de, Şeyh Hasanlı, Gevanlü, Koçgiri, Gerne, Şadıllı, Göresli, Benanlı, Bazgülü Kürt Eşkıyası, hangi şehirlerde, hangi katliamları yapmıştı?

      Siz, bunların altına bilinen diğer Kürt isyanlarını da, ilave ediniz. Yılların asiliğine, MİLLİ MÜCADELE yıllarında, Amiral Sir A. Cathoper’in Lord Curzon’a, Mr. Hohler’in Sir E. Tilley’e ve Mr. C. Kesr’e yazdıklarına, İngiliz, Fransız ve Rus Komisyon raporlarına bakarak, asıl amacın Türkiye’yi bölmek ve parçalamak olduğuna, bu amacın yanında Kürtleri kullanarak,  MEZOPOTAMYA’YA sahiplenmek olduğunu ise unutmayınız. Tarihin derinliğinde her daim kullanılanların, uluslararası komploların maşası olanların, bugün bile eli kanlı bebek katilinin yakalanışını dahi, getirip aynı çerçeveye oturtmalarının ne büyük talihsizlik! olduğunu da artık anlayınız.

      Bu talihsizliği Kürtlerin yanında, bugün Türkiye’yi yönetme iddiasında olan hükümet de yaşatmaktadır. Her ne kadar adını kırk defa değiştirse de, “çözüm sürecinin” kendi planı olduğu hiç de doğru değildir. Bu iddianın aksine, açın 2004-2005 kaynaklarını tarayın, ULUSLARARASI bir takım güçlerin ilk önce KÜRTLERE “tek yolun çatışmayı ve isyanı durdurmak” olduğunun nasıl söylendiği açıkça görülecektir.

      Hükümet ne yapıyor? O kapalı kutu! Türk Milleti’nden çok şeyi saklıyor! Davranışlarından, konuşmalarından, yaklaşık yüz yıldır, içe içe yaşayan insanları birbirinden kopartmaya hazırlanıyor. Yaptıkları, söylediklerine bakılınca da tarihten hiç de haberleri olmadığı ortaya çıkıyor. Nereye ve kime hizmet ettiği meçhul olan birisi de “Tarihi bir karar sürecinin eşiğindeyiz” diyor. Böylece tarihini ve tarihi bilmeyen iki zihniyet bir araya geliyor. Sonra; “Cumhuriyet tarihi boyunca varlıkları yadsınan ve dışlanan tüm unsurların özgür ve eşitçe tanınması ve yeni norm sisteminde kendileri olarak yer almalarıyla gelişmek durumundaymış” diyor. Ya daha sonra; TERÖR örgütü kongre toplayacakmış, eli kanlı bebek katili silahlar bırakılsın diye çağrı yapacakmış. Eee sonra; DEVLETLE, eşkıyanın anlaşmasıyla çözüm gelecekmiş!   

      İyi de, KÜRTLERİ kuru soğana muhtaç eden, onları sömüren TOPRAK AĞALARINI, MİRLERİ, kısacası yarayı kangren haline getiren FEODAL yapı ne olacakmış?

      “Çözülme sürecini” hazırlayan hükümet,  sözleşmenin DİBACESİNE yukarıda anlatmaya çalıştıklarımın yanında, bütün TARİH DE yaşananları da mutlaka kronolojik olarak yazarak! Gelecek nesillere, nelerin nasıl yapıldığını daha iyi anlatmış olacaktır.!

      Sakın ola ki, İngiliz işbirlikçileri Damat Ferit ve Ali Rıza Paşa’nın, KÜRTLERE nasıl ÖZERKLİK vermeye çalıştıklarının tecrübesinden yararlanmayı da, aman unutmasınlar!

      Tabii ki, VATAN, MİLLET ve CUMHURİYET’İ akıldan çıkarmadan….

 

Kenan Mutlu Gürses

Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön