DALDAN DALA

27 Haziran 2012


      Şu satırları yazarken Siirt’ten dört ŞEHİT haberi geliyor…Düşürülen uçağımız…Henüz ulaşılamayan pilotlarımız…Şehitler şehitler…. Ben ağlıyorum…..Ki..Ben her şeye ağlarım. Şehit ANALARI ağlıyor….Gel gör ki… Genelkurmay Başkanı’da ağlıyor…..

      İnsan bu, ağlamaz mı?

      Bu kadar acı, bağrımız da kalsın… Bu yaz sıcağında bir nebze olsun sizi acılardan uzaklaştırmaya, birazcık tebessüm ettirmeye çalışayım.

      ‘’Osmanlı Mebus an Meclisinde, Dersim Mebusu ve gazeteci Lûtfi Fikri Bey’in tevkif edilmek istenişinden doğan olay tartışılıyordu. O gürültü ortasında Kangırı mebusu Tevfik Efendi:

      -Arkadaşımız Lûtfi Fikri Bey hatâ etmiştir. Ah… Ne olurdu tevkife boyun eğerek divan-ı harb-i örfiye gitmiş ve orada biraz dayak yemiş olsaydı… Fakat o korkaklık göstererek Meclise sığınmıştır!

      Deyince, meşhur filozof Rıza Tevfik de şu mukabelede bulunmuştur:

      -Hayır efendim, öyle değil… Lûtfi Fikri Bey ‘’Peki’’ deyip gitseydi, dövmezlerdi. Çünkü onlar bu seferlik bizi denemek için sadece elense etmişlerdir.’’

      ‘’Almanya’dan getirilen meşhur operatör Sultan Reşat’ı muayene ederken, vücudunun pelte halinde oluşuna hayret etti ve hayretini yanındakilere bildirdi. Sultan Reşat o sırada orada bulunan başyaveri Salih Paşa’ya ‘’ne diyor’’ diye sordu. Salih Paşa ne desin, bir yalan uydurdu. ‘’Vücudu şahanelerinin letâfetine hayran oldular.’’ Padişahın hemen yüzü buruştu: ‘’Ben nazardan korkarım, söyleyin bir maşallah desin’’

      Ahmet Rasim gençlik günlerinden bahsederken der ki: ‘’Bizim zamanımız gençliğinin bütün tetebbuları ‘’anafor’’ du. Bu ‘’anafor’’ çayhanelerde, kıraathânelerde, gazeteler, mecmualar sahifelerinde görülen, işitilen şiirler, mensur eserler mefhumlarından mürekkep, birbirile uyuşmaz bir halita idi. Hiçbir zaman (fikrî ve ruhî terbiye) yi büyültecek bir şey düşünülmemiştir. Yüz şu kadar eserleri var imiş diye (İbni Sinâ) yı acâib-î seb’al âlemden birini ‘’Rodos feneri’’ zannettiğimiz gibi (Viktor Hugo) nun saçlı sakallı simasını da görüp şaşardık.’’

      Abdülhak Hâmit ‘’Bombay’’ da iken bir gece, bir eğlence yerinde viskiyi fazla kaçırmış, bir elçiye değil, aklı başında bir insana yakışmayacak şeyler yapmaya başlamış. Yanında bulunan bir zat: ‘’- Beyefendi demiş, siz elçisiniz, siz büyük adamsını, siz şairsiniz, bu yaptıklarınız yakışmaz.’’

      Hâmit dönmüş: ‘’- Ben demiş, bu saydıklarınızdan hiç biri değilim.’’

      Ötekinin sabrı tükenmiş: ‘’- Ya ne siniz?’’

      Hâmit gülmüş: ‘’Burada sadece sarhoşum’’

      Mademki, Dersim Mebusu Lütfi Fikri Beyle başladık, yine onunla bitirelim.

      Muhâlif Meb’us sıfatıyla yaptığı mücâdelenin şekline de bir örnek olarak, Rahmetli Ali Canip Yöntem şunları yazmıştır:

      ‘’….2. Meşrutiyet Parlamentosu’nun en ateşli muhalifi Dersim Mebusu Lütfi Fikri Bey idi. Mayıs 1910’da bir gün İttihad ve Terakki Fırkası’nın kalesi olan Selanik’e geldi. ‘’Ben Beyaz Kule Bahçesi’nde İttihad ve Terakki aleyhinde konferans vereceğim’’ dedi ve konferansına başladı. Tabii İttihadcılar tertibli ve hazırlıklı idi. Lütfi Fikri Bey, kendisinin 1896 İttihadcıları arasında bulunduğunu söyleyerek o zamanki İttihad ve Terakki’nin kudsiyetinden, faziletli mebuslarından bahsettikten sonra ‘’fakat bugüüünnn!’’ diye maksadına girmek istedi. Bu yarım cümleyi söyler söylemez Bahçe’de bir düdük öttü. Lütfi Fikri bir an durakladı ve ‘’ayıptır ayıp’’ diye bağırdı. Gene ses yok… Ondan sonra veriştirmeye başladı. Aman yâ Rabbi o ne curcuna idi. ‘’Genç Kalemler’’ Mecmuası’nın Mesul Müdirliğini yapan Nesimi Sârım’ın düdükle işareti üzerine yüzlerce düdük birden ötüyordu. Lütfi Fikri, çıktığı tiyatro sahnesi’nde sarsıldı; sapsarı oldu; sallandı… Ve sahneden aşağı inmeye mecbur oldu. Bir faytona atlayarak ‘’İki Lüle Şeyhi’’nin ikametgâhına doğru hareket etti. Bahçenin dışında bekleyen, bilhassa Selanik Yahudilerinin çocukları ‘’Abaşaa!’’ (?) diye bağırıyorlar ve çürük domates ile yumurta yağmuruna tutuyorlardı.

      İstanbul’a dönüşünde, nükteleri ve şakalarıyla meşhur olan Baban-zade İsmail Hakkı Bey, Meclis-i Mebusan Koridorlarında karşılaşınca:

      -Geçmiş olsun Lütfi Bey, Seni Selanik’de düdüklemişler…demiş; Lütfi Bey cevaben:

      -Canım Birkaç külhanbeyi….mukaabelesinde bulununca, İsmail Hakkı Bey:

      - Ya öyle mi? Canım oldu olacak bari adamına düdükleneydin…’’

      İşte böyle oluyor DALDAN DALA atlamak…


KAYNAK: -Dersim Mebusu
                    Lütfi Fikri Bey’in Günlüğü
                    ‘’Daima Muhalefet’’
                    Arma Yay, Yücel Demirel

                  -Yakın Tarihimiz
                    Feridun Kandemir

Kenan Mutlu Gürses

Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön