HASTANIN HALİNDEN NE ANLAR SAĞLAR

27 Mart 2013


      Sevgili Kardeşim Cebbar!

       Uzun süreden sonra, nihayet yazabiliyorum. Sadece bana mı diyecek olursan, bil ki, senin şahsında, can’a da, canana da bir şeyleri anlatmak istiyorum.

      On yıllı aşkındır ÜLKEM bir gerginlik yaşıyor. Korku dağları aştı derler ya, böyle günler yaşıyoruz. Son günler de çok yakınlarımın çektiği sağlık sorunları da, yine aynı nedenlerle yaşadığım ıstıraplar, toplum olarak yaşadıklarımızın yanın da çok hafif kalıyor.

 Doksan yıllık CUMHURİYET TARİHİMİZİN hiçbir döneminde böyle bir ayrışmayı yaşamadık. Sokaklar, caddeler, belediye otobüsleri gergin, bir okadar da somurtkan insanlarla dolu. O lacivert takım elbiseler, kolalı gömlekler, kravatlar, döpiyes giyimli, fularlı bayanlar,  baylar ve gülümseyen çehreler artık yok. Alabildiğine sakil, spor giymek adına zevksiz giyim karmaşası karşımızda, önümüzden geçip gidiyor.

      Gazeteleri açtığında, çok mu farklı şeyler görüyoruz, hayır. Sayısını bilmediğimiz sözüm ona köşe yazarı, yazılarını tornadan çıkmışçasına her gün iktidar methiyeleri üzerine çıkarıyor. Gel-gör ki, dün olduğu gibi, bugün de aynı sayıda satıla biliyorlar. Sermayenin el değiştirmesi ise, alkış topluyor! Gazetelerin sahipleri kimdir? Asıl işleri nelerdir? Toplum bilmiyor. Çok mu önemli? Kimbilir..!

      Fakirlik mi? O nu bilen, tanıyan zaten yok!. Herkes zengin! Nasıl olur deme sakın! Tepkisiz, sessiz, susturulmuş, korkutulmuş toplumlarda zaten başkasını göremezsin ki. Roman, hikâye, şiir, bir-kaç yazanı ayrı tutarsam, hiç bu kadar pespayeliği görmemişti. Ya müzik? Onu da yazarak sen üzmeyeyim.

      Ahlâk mı? Şimdi diyeceksin ki; muhafazakâr iktidarın, cemaatlerin etkin olduğu yerde en arzu edilen noktadır. Heyhat..!  O anlatılan türbanlar, kara çarşaflar, sarıklar, şalvarlar ve takkeler yoğunluğu seni yanıltmasın! O modern bildiğin kızlar, erkekler, artık entel! Ne ve nasıl giydikleri belli değil. Hepsinin kız-erkek altta kot pantolon, üzerlerinde mont ve diğerleri. Mantoları-paltoları arama. Şimdi diyeceksin fark ne? Fark artık, onlar sokakta, her rast gelen yerde pek el-ele dolaşmıyor, her olup-olmaz yerde de öpüşmüyorlar. Bunu artık, şalvarlılar, türbanlılar, çarşaflılar yapıyor. Hatta inanır mı sın, meyhaneye bile gelmeye başladılar.

      Türbanlı ile sakallının Gezi Parkı’nda öpüşmesi, İstiklâl Caddesin de şalvarlının çarşaflının omzundan kollarını sarkması serbest, Çiçek Pasajı’nda Nevizâde de oturduklarında vaziyet mest!

      Anlayacağın, DİNDAR bir nesil böyle yetişmeye başladı!

      Hem acılar için de kıvranırken, bu halimize kimler gülüyor, merak ediyorum deme sakın. Gazeteler de bunları göremez, okuyamazsın. Gazete patronları, bu fotoğrafın çekilmesini paparazzi muhabirlerine yasaklamış olmalılar..!

      Hatırlar mı sın? Ortaokul veya lise de, Türkçe/edebiyat hocamız ‘’yolda tek başınıza yürürken ALTIN kadar değerlisiniz. Ancak, iki-üç kişi bir araya geldiğinizde RUS MANATI ile bir MANAT etmezsiniz’’ derdi de, bizde – ama hocam derdik!

      Gülme sakın; ne kadar eski olursa olsun, ayakkabılarımız boyalı olacak, ne kadar eski, hatta yamalı da olsa pantolonlarımız ütülü olacak, okul kasketimiz başımız da, kravatımız mutlaka takılı olacak, kahvehanenin önünden bile geçmeyecek, babamızdan önce mutlaka eve gelecektik. Sabah, öğle ve akşam yemeklerinde kayıtsız şartsız sofrada olacaktık. Her büyüğün, her yaşlı tanıdığın mutlak sorgulamasına, kontrolüne ses çıkarmayacaktık. Hiçbir yaşlıya saygısızlık etmeyecek, hatta yanlarında sigara bile içemeyecektik.

      Okul kapanınca, KUR’AN kursuna gidecek, bu arada bir esnafın yanında çalışacaktık. Lise biterse üniversiteye, bitmezse askere gidecektik. Okul veya askerlik bitince bir baltaya sap olacak, mecburen evlenecektik. Yok öyle kaytarmaca…! Sonra çocukların olacak, onları anne ve babanın yanında da sevemeyecektik.

      Amma da uzattım değil mi?

      Sen şu kadere bak ki, bu şekilde yetişen bu nesle utanmasalar dinsiz diyecekler.

      Sevgili Kardeşim Cebbar, yukarıda tarif ettiğim kesim, maalesef biat açmazı içinde yetişiyor. Kültür, ideoloji, sanat, hak getire. Mensup oldukları cemaatler ne veriyorsa onu alıyorlar!

      Sen şimdi bir de, ATATÜRK ve O’nun bize emanet ettiği CUMHURİYET’İ soracaksın! İşte bunu sakın sorma. Anlatamam… Gençliğin ne halde olduğundan ise hiç bahsetmeyelim. Kimin neye hizmet ettiğini çözemiyoruz. İnsanlar kendi çocuklarını dahi artık tanıyamıyor. Zaten, siyaseten neler olduğunu da, ilk satırlarımda dikkatine sunmaya çalışmıştım. Seni üzmeden bir-kaç lakırdı da bunun için edeyim;

      PKK, denen terör belasının hapishanede ki başı, bu NEVRUZ’DA bir mektup okuttu. Aklı-evvellerin çoğu, bunu tarihi gün olarak, barış süreci olarak değerlendiriyorlar. Teröristler, Lice’yi basıp, nutuk çekerek, geldikleri gibi gidiyorlar. Kimseden tek ses çıkmıyor! Bununla demokratik özerkliğin, Evrensel Demokrasi’nin geleceğini iddia ediyorlar! Evrensel demokrasinin dünyanın hangi ülkelerinde uygulandığını ve nasıl olduğunu biliyorsan, lütfen bana yazar mısın?

      TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’NİN yüksek kademesinin bir bölümü 16–18 yıl hapse mahkûm edildi. Bir kısmı için de MÜEBBET hapis cezası talep ediliyor. Vesayet ve barış süreci denen kavramlar icad edildi. Bunlar hakkın da yazmak-çizmek neredeyse vatan hainliği olarak gösterilecek.

      Öfff, benim aklım iyece karıştı. Senin neler yaptığını, işlerinin ve sağlığının nasıl olduğunu bile soramadım. Kusura bakma. Sen sakin düşün ve bu garipliği ne olur, benim anlayacağım şekilde yaz. Yazmak için gecikme. Zira barış süreci süresince toplumu hazırlayacaklarmış! Sosyolojiyi sen iyi bilirsin. Sonra bu kardeşini de hazırlananlar arasında bulursan sakın şaşırma!

      Gözlerinden öperim.

      Kardeşin Cabir!...
      Az kalsın unutuyordum. İstemiş olduğun,  Erzincanlı Hafız Şerif’e ait uzun havanın güftesi şöyle;

      ÇIKAR YÜCELERDEN YUMAK YUVARLAR
      LEYLİ LEYLİ LEYLİ LEYLA’M LEYLA’M
      İNER DÜZ OVADA ŞAHİN KOVALAR
      O YAR GİTTİ ISSIZ KALDI BURALAR

      DEĞMEYİN YAVRUYA BEYLER AĞALAR
      YAR BADE DOLDURUR ELLERİ BİR HOŞ
      YAR UYKUDAN UYANMIŞ GÖZLERİ SERHOŞ
      LEYLA’M LEYLA’M LEYLA’M LEYLA’M

      KIRMIZI GÜLÜNEN BEZENDİ BAĞLAR
      LEYLİ LEYLİ LEYLİ LEYLA’M LEYLA’M
      HASTANIN HALİNDEN NE BİLİR SAĞLAR
      DÖŞŞEK MELÜL MAHZUN YASTIK KAN AĞLAR

      DEĞMEYİN YAVRUYA BEYLER AĞALAR
      YAR BADE DOLDURUR ELLERİ BİR HOŞ
      YAR UYKUDAN UYANMIŞ GÖZLERİ SERHOŞ
      LEYLA’M LEYLA’M LEYLA’M LEYLA’M

 

Kenan Mutlu Gürses

Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön