BAŞEPİSKOPOS KAREKİN BEKÇİYAN’A AÇIK MEKTUP

31 Aralık 2017


     Sayın Başepiskopos

 

      26 Ekim 2016 tarihinde Türkiye Ermenileri Patrikliğinin Ruhaniler Genel Meclisi tarafından Emekli Patrik (Patrik Emeritus) ilan ettiğiniz, Sayın Mesrop II Mutafyan’a sağlık dileklerimi, cemaatinizce, bir türlü rayına sokamadığınız 85. Patriklik seçimini, iç çekişmelerden uzak bir ortamda gerçekleştirmenizi temenni ediyorum.

    14 Aralık 2017 günü ABD Başkanı Donald Trump’un, Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak kabul ettiğini ilan etmesi üzerine, yayınladığınız mesajı okuyarak bu satırları yazıyorum.

 

     Mesajınızda ; “..küresel gerginliği ve Ortadoğu barış sürecinin gördüğü zararı büyük keder ve endişe içinde izlemekteyiz”, “…Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in kutsal kabul ettiği Kudüs’ün çatışmalara vesile olması ise büyük üzüntüye sebebiyet vermektedir”, “Zaten son derece kırılgan olan Dünya barışının her zamankinden daha büyük bir tehdit altında olduğu bu günlerde gerilimin azaltılması ve zaten var olan sorunların daha büyük çatışmalara dönüşmemesi için tarafların soğukkanlılık ve itidal ile davranmalarını diliyoruz” ve “Dünya’nın ve özellikle Ortadoğu’nun ve ÜLKEMİZİN barışı ve esenliği için yapılmakta olan tüm dualara kalben katılıyor ve Yüce Rab ’bin yüreklere nefretin ve öfkenin yerine göksel sevgiyi göndermesi için dua ediyoruz” şeklindeki ifadelerinize KATILMAMAK mümkün mü?

 

     Sayın Başepiskopos Bekçiyan, Ermeni Diasporasının yıllardır diline doladığı, haksız, mesnetsiz çarpıttığı, gerçekle bağdaşmayan, sözde Ermeni soykırımı iddiası sürüp gidiyor. Din adamı oluşunuz, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji ve Tarih Bölümü son sınıfına kadar okumanız ve Köln-Bochum Üniversitesi Pedagoji Bölümü mezunu olmanızla, konuyu en sağlıklı değerlendirecek kişilerin başında sizin geldiğinize inanıyorum. Bu inancımda her ne kadar aşağıda açıklayacağım konular nedeniyle tereddütlerim olsa bile! 

 

      Tarih bilginize inanarak, o sayfalara birlikte bakmayı önererek, öncelikle TEHCİR’DEN ne anladığınızı öğrenmek isterim. Dilerseniz, kabul edilebilir olsun diye GÖÇ, acıları çağrıştıracaksa SÜRGÜN de diyebiliriz. Tabiî ki, tarihi 1915’den BAŞLATMAMAK kaydıyla!

 

      Sizin tarihiniz;

Ateşe tapıcılıktan Hıristiyanlığa geçtiğiniz dönemden başlayarak, ARDAŞİR ve HOSREV, II. Şapur, İran ile Ermenilerin savaşı, Thomas Arzruni, II. Yezdgerd, Arap-Ermeni savaşı, Bizans, İmparator II. Justinieen, İmparator Morik, V. Constantin, Copronyn ve İmparator II. Basile’nin uyguladığı SÜRGÜNLERİ, hadi TEHCİR diyelim, nasıl anlatmaktadır?

 

      Siz Ermenilere, Doğu Roma’nın yaşattığını, siz Ermenileri, ihanet eden, mezhep düşmanı kabul ettiklerini, size olabildiğince kin ve nefretle baktıklarını, dilinizi, dininizi hangi boyutlarda yasakladıklarını, dünyanın dört bucağına savurduklarını, acaba nasıl yazmaktadır?

 

      Patrik Photius’un İzmit’e, nasıl, nereden ve kimler tarafından sürgün edilmiş olduğunu, IX.-XI. Yüzyıllar da Ermenilerin Bizans içinde yarattığı sorunları (Pavluscu Mezhep konusu), Tekirdağ (Rodosto), Malkara, İzmit, Edirne, Adapazarı, Kandıra, Geyve, Karamürsel, Yalova, Orhangazi ve Gemlik bgb. bölgelere nerelerden, nasıl ve ne zaman geldiğinizi, Celâli İsyanlarını da unutmadan nasıl hatırlarsınız?  

 

      Amsterdam, Arabistan, Armienerstadt, Astrahan, Bacterya, Bucovine, Bulgaristan, Cenova, Ekaterinoslaf (Azop), Elisabethstadt, Erivan, Fransa, Galiçya, Girit, Hindistan, Hollanda, Horasan, Hoziston, Hyrccania, İran, İsfahan, İstanbul, İtalya, Kalküta, Karabağ, Kazan,  Kıbrıs, Kırım, Kuti, Lehistan, Lemberg, Livorno, Macaristan, Makedonya, Marsilya, Mazandaran, Milano, Mısır, Nahçıvan, Napoli, Nişabur, Parthia, Paris, Piza, Podolya, Polonya, Rodos, Romanya, Rusya, Suczawa, Suriye, Teselya, Trakya, Transilvanya, Triyeste, Venedik, Volhinya gibi ülke ve şehirlerde Ermenilerden kalan izleri veya söz konusu yerler de halen yaşıyor olmanızın tarihi nedenlerini nasıl anlamalıyız!                                            

 

      Sizin için; yüzyıllarca önce, 24.000, 30.000, 35.000, 70.000, 75.000, 80.000, 90.000, 200.000, 500.000,  vd. binlerce Ermeni’nin değişik zamanlarda SÜRÜLMÜŞ olmaları, ne ifade etmektedir? 1970 lerde, Ortadoğu da yaşanan çatışmalardan kaçarak Kuzey Amerika’ya giden Ermeniler, neden hiç gündeminize girmez?

 

      Mesela; Bizim Ermeni isyanları dediğimizde, aklımıza, Sivaslı Mekhitar ‘ın (1676-1749) faaliyetleri, Mekhitarist Cemaati’nin (1701) İstanbul’da kurulması, 1703’de Mora, 1715’de Venedik, 1717’de St. Lazarus Adası’nda başlayıp, sonraki yıllara taşınan faaliyetlerinin, acı hatıraları gelir. Fakat biz hatıraları, bu gibi yaraları kaşımaz ve kanatmayız.

      Ancak siz; “Mıhitar’ın kelime anlamı “teselli” demektir. Mıhitar Sivaslı bir Ermeni’dir. Sonradan Katolik bir rahip olmuştur. Venedik’e gitmiş ve orada kendisine tahsis edilen bir ada da kendi adıyla bir manastır kurmuştur. Daha sonra dünyanın çeşitli ülkelerinde manastırlar ve okullar açmıştır. İstanbul Pangaltı’daki “Mıhitaryan Ermeni Lisesi”ni de o kurmuştur.” demektesiniz. Bu anlatımınız, eksik değil mi?

 

      Sayın Bekçiyan, Türk Milleti’nin KİN gütmediğini, SELÇUKLU ve OSMANLI hoşgörüsünü de çok iyi bildiğinize inanıyorum. Asırlar önce yaşanan acı hatıraları biz unuturken, siz 1915 TEHCİRİNİ, sözde Ermeni soykırımı yapıldı yaygarasına başvuruyorsunuz. Detaylarına değinmeden, bazı tarihleri, bazı yer ve Ermeni İsyanlarını ateşleyen isimleri hatırlatmak isterim. 1860, 1870, 1873, 1876, 1878, 1899, 1890, 1895 yılları gibi. Adana, Amasya, Erzurum, İstanbul,  Kafkasya, Kilikya,     Maraş, Mersin, Muş, Sivas, Tokat, Van, gibi. Apovyan, Arpiyaryan, Ayvazyan,  Çeraz, Demircibaşyan, Felekyan, Kirkor Azruni, Mikael Nalbandyan, Portakalyan,            Şahnazaryan, Şişmanyan, Raffi, gibi. O tarihlerde, o şehirlerde, o isimler sizce ne yapmaya çalışıyorlardı?

 

     Fransa, Avusturya, Rusya, İngiltere ve Amerika ile misyonerleri, 1840’lı yıllarda bir ucu, Anadolu’dan Lübnan-Suriye’ye uzanan hareketliliği, rahiplerinizin Anadolu’ya gönderilmesini, Katolik, Ortodoks, Protestan mezhep konusunu,  1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda ki tutumunuzu,1878 Ermeni Olaylarını, yeni bağımsızlık kazanan Balkan Devletlerine özenerek, bugün dost olarak anlattığınız, dün düşman gördüğünüz Kürtlerle söz konusu tarihlerde ki işbirliğinizi, 24 Nisan 1915 değil, TEHCİRİN uygulanmağa başladığı tarihe kadar, gün gün ya siz anlatın, bilmiyorsanız (!) size ARŞİV belgeleriyle birlikte, bir DİN adamının, bir TARİHÇİNİN anlayacağı şekliyle gün gün anlatayım. Tabii, 1915-1918 yılları arasında Ermenilerin yaptığı MEZÂLİMLERE ayrı bir sayfa açmak kaydıyla.

 

      Ermeni Diasporasının çarpıtılmış YALANLARIYLA, sözde Ermeni soykırımını yaptığı iddia edilen Osmanlı Devleti, tebaasının isyan hareketlerine rağmen, şu dört örnek İRADE BUYRULDULARINI, soykırımına uğratacağı insanlar için neden çıkarsın? Bunun cevabını en açık şekilde DİN adamları vermez mi?

 

     -Eğin Nareğyan Ermeni Okulu öğretime açıldı (1910).

     -Erzincan’da Ermeni Gençlik Spor Birliği kuruldu (1911).

     -Kemah Kasabasındaki Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana) Ermeni Kilisesinin avlusunda bir salon ile bir de çan kulesinin yapımına İRADE BUYRULDU (1913)

     -Refahiye Kasabasındaki Ermeni Mahallesinde bulunan Ermeni Kilisesinin bitişiğinde Ermeni çocuklarına mahsus bir okulun yapımı için ruhsat verilmesine İRADE BUYRULDU (1913). Benzer sayısız belgelerin, varlığını bilmediğinizi düşünmek bile istemiyorum.

 

      “Tarih geçmişte yaşanmış insan ve insan topluluklarının bütün faaliyetlerini yer ve zaman göstererek, sebep-sonuç ilişkisi kurarak, BELGE ve bulgular ışığında inceleyen bilim dalıdır” diye kabul edilir. Yaşanmış olayları aktarırken, kimsenin cesaretine, cesaretsizliğine bakmaz. Önyargılarla, yaklaşılması/yaklaşılmaması, tarihin ilgi alanı değildir. Çekincelerle, öfkeyle, KİN’LE de bakılamayacağı gibi. Tarihte hiçbir millet yoktur ki acı çekmemiş olsun.

 

      Sayın Bekçiyan, Yaptığınız söyleşide, anne tarafınızdan, Fransa’ya annenizin dayılarından “sadece birisi”, baba tarafınızdan “tehcire gönderilmişler, gidenlerden kimse geri gelmemiş” derken, anneniz, babanız nerede doğmuşlar? Onların anne-babaları nasıl hayatta kalmışlar?

      Marsilya Aziz Garabet Ermeni Kilisesi rahibi olarak hizmete başlamanızla (1973), “Daha sonraki yıllarda, Taşnaklar istediğinden değil, kendi vicdanımın sesine, aklımın dediklerine uyarak “24 Nisan” toplantılarına katıldım”, ifadelerinizle,

      Almanya Ermeni Kiliseleri Başpiskoposu görevlendirildiğiniz (1991), “kollarınızı sıvadığınız”  Ermeni Cemaati’ni örgütlemek için işe koyulmanızla, Fransa ve Almanya’nın almış olduğu sözde Ermeni soykırımı kararlarında bir katkınız oldu mu? Almanya/Köln şehrinde yapılan sözde soykırımı anıtının açılışına katıldınız mı?

 

      Sayın Bekçiyan, “En büyük ruhanî mertebe olan İstanbul Ermeni Patrikliği ’ne 1990 ve 1998 yıllarında seçilme imkânım oldu. Her ikisinde de reddettim.” “Kırk yıldan beri Avrupa’da yaşıyor ve dinî hizmet yapıyorum. Çok çeşitli toplantılara katıldım; açıklamalar yaptım. 24 Nisan Soykırımı Anma toplantılarına katıldım. 1915 SOYKIRIMINA KARŞI açıklamalar yaptım. Türkiye resmî makamlarının elinde benimle ilgili birçok belge, doküman vardır.” “Türkiye’de patriklik makamında olsam, gazeteciler, televizyonlar gelip; “24 Nisan hakkında ve 1915 olayları hakkında ne düşünüyorsunuz ?” diye soracaklardır. Bu durumda ben (im) ne cevap vermem gerekir?

 

      “Bu sorunun cevabını tarihçilere bırakalım” desem, “ Ama siz Marsilya’da ve Almanya’da olduğunuz zamanlarda böyle demiyordunuz. İşte oralardaki 24 Nisan toplantılarında çekilmiş resimleriniz, işte bu konulardaki açıklamalarınız” diye bana şantaj yapabilirler.” “Türkiye’deki Ermeni Cemaati çok zarar görebilirdi.” demektesiniz! İnsan ister istemez sormadan edemiyor! Hangi şartlar değişti? Şimdi Patrikliğe aday olmanızla Ermeni Cemaati çok zarar görmeyecek mi? Acaba diyorum, ERMENİ DİASPORASINI arkanıza alarak, kendinizi şimdi şanslı mı görmektesiniz?  Lübnan ufuklarından, Antelias’dan ilham mı aldınız?

 

      Ve “….1915 felaketini yaşamış birinci nesil kadar acıları derinden hissetmiyorlar. Kendi kimlikleri ve tarihleri açısından 1915 felaketi ve Ermeni sorunu ile yakından ilgileniyor, bu konuda benim tavrımı, tutumumu soruyorlar. BENDE TARİHTEN ÖĞRENDİĞİM, BELGELERİN GÖSTERDİĞİ GERÇEKLERİ AÇIKLIYORUM.” şeklinde ifade etmişsiniz.

 

      Sayın Bekçiyan, sizden özellikle istirham ediyorum, rica ediyorum, ne olursunuz şu TARİHTEN ÖĞRENDİĞİNİZİ, BELGELERİNİZİN GÖSTERDİĞİ GERÇEKLERİ, dünya milletlerine, ERMENİ DİASPORASININ YALANLARI PEŞİNE takılıp giden ERMENİ CEMAATİNE ve en önemlisi SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINI yapan (!) TÜRK MİLLETİNE BİR DİN ADAMINA YAKIŞACAK DÜRÜSTLÜKLE, BELGELERİNİZLE AÇIKLAR MISINIZ? Lütfen “kırılgan olan dünya barışına” katkıda bulunun…

 

      Bizleri açık yüreklilikle aydınlatacağınız inancımla, 2018 yılının size ve Ermeni Cemaatine, tüm insanlığa sağlık, mutluluk, esenlikler, barış getirmesini diliyorum.

 

 

KAYNAK:

Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi,

Henry H. Howorth History of the Mongol,

Gevont, Ermenistan’da Arapların Savaşları ve Fetihleri Tarihi,

İsmail Magaltepe, Tarihte Türkler ve Ermeniler,

Garabet Basmacıyan, Ermeni Modern Tarihi ve Ermeni Sürgünleri,

H. Erdoğan Cengiz, Ermeni Komitelerinin A’mal ve İhtilâliyesi

Arsen Yarman, Palu-Harput

Boğos Natanyan, Sivas 1877

Prof. Dr. Pars Tuğlacı, Tarih Boyunca Batı Ermenileri

Kemal Yalçın, Evrensel, söyleşi,

 

 

Kenan Mutlu Gürses

Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön