ERMENİ DİASPORASININ ŞAKLABANLIKLARI (IX/III)

28 Şubat 2021


1776 - Chickamauga Kızılderili Savaşı 

1778 - Charleston Savaşı

1781 - Carolina Savaşı

1787 - Kuzeybatı Kızılderili Savaşı

1790 - Ermenilerin, Anadolu'dan Amerika'ya gitmeye başlamaları

1798 -  Quasi Kızılderili Savaşı

1801 - Birinci Berberi Savaşı

1801

Mahkeme kurulduğunda yargıç sayısı altı olarak belirlenmişti. 1801 yılında sayı beşe indirilmiş; 1807 de yedi, 1837 de dokuz, 1863 te on kişiye çıkarılmıştır. 1866 da yedi üyeye indirilen mahkeme; 1869 yılında dokuz üyeye çıkarılmıştır. Mahkeme günümüzde halen dokuz hâkim ile görev yapmaktadır. (41)

1803

Büyük Britanya’ya karşı yeni bir savaşın başlamak üzere olduğunu bilen Napoleon, Louisiana’yı Amerika Birleşik Devletleri’ne satarak İngilizlerin erişiminden uzaklaştırmayı ve hazinesini doldurmaya karar verdi. Anılan karar Jefferson’u bir anayasal açmazla karşı karşıya bıraktı: Anayasa, hiçbir kuruma arazi satın alma yetkisi vermemişti. Jefferson, “ülkemizdeki sağduyu, gevşek bir yapı kötü sonuçlar doğuracak olursa onu düzeltir” diyerek ısrardan vazgeçti. Amerika Birleşik Devletleri 1803’te 15 milyon dolar ödeyerek “Louisiana Alımı”nı gerçekleştirdi. Anılan işlem, 2.600.000 kilometre kareden daha geniş bir araziyi ve New Orleans limanını kapsıyordu.  (42)

1805

Jefferson, 1805’te ikinci görev dönemine başlarken, Büyük Britanya ile Fransa arasındaki savaşta Amerika’nın tarafsız kalacağını açıkladı. Her bir taraf diğerine yönelik tarafsız deniz taşımacılığını sınırlamaya çalışmakla birlikte, denizlerdeki egemenliği sayesinde İngiltere, Napoleon Fransası’nın yapabileceğinden çok daha ciddi müdahale ve  el koyma faaliyeti gerçekleştirdi.(43)

1807

İngilizler 1807’ye kadar, 700’den çok savaş gemisi inşa etmiş ve bunlarda 150.000’e yakın denizci ve deniz piyadesi görevlendirmişti. Bu çok büyük güç, deniz yollarını denetim altında tutuyor, Fransız limanlarını abluka altına alıyor, İngiliz ticaretini koruyor ve İngiltere ile kolonileri arasındaki yaşamsal bağların sürdürülmesini sağlıyordu.  Buna karşın, İngiliz donanmasında görevli denizcilerin yaşam koşulları o kadar ağırdı ki, olağan yöntemle mürettebat bulmak olanak dışı oluyordu. Pek çok denizci firar ediyor ve A.B.D. gemilerine sığınıyordu. Bu koşullar karşısında, İngiliz subayları kendilerinin Amerikan gemilerini arayıp İngiltere vatandaşlarını yakalama hakkı olduğunu düşünüyor; Amerikalılar da bu davranışı çok aşağılayıcı buluyorlardı. Buna ek olarak, İngiliz subayları, sık sık Amerikalı denizcileri de zorla  kendi gemilerinde çalıştırıyorlardı. (44)

1807

Jefferson İngiliz savaş gemilerinin Amerika karasularından çıkmasını emreden bir bildiri yayınlamasına karşılık olarak İngilizler daha çok sayıda denizciyi zorla çalıştırmaya başladılar. Jefferson, İngilizlere geri adım attırmak için ekonomik baskı uygulamaya karar verdi. Kongre Aralık 1807’de Ambargo Yasası’nı kabul ederek tüm dış ticareti yasakladı. Amerika’nın ihracatı bir yıl içinde eskiden olanın beşte birine düştü. Alınmış olan önlem nedeniyle ticaret çevreleri hemen hemen tümüyle yok olmuşlardı; New England ve New York’ta duyulan hoşnutsuzluk giderek çoğalıyordu. (45)

1809

Ambargonun Büyük Britanya’da açlık yaratacağı ve siyaset değişikliğine yol açacağı yolundaki umutlar gerçekleşmedi. Ülkedeki yakınmalar çoğalınca Jefferson, denizcilik çevrelerini yatıştıran daha ılımlı bir önleme yöneldi. 1809 yılında, İngiltere, Fransa ve onların sömürgeleri dışındaki tüm ülkelerle ticaret yapmaya izin veren,  İlişkide Bulunmama Yasası’nı imzaladı. (46)

1809

Jefferson’un yerine James Madison başkan oldu. Büyük Brtitanya ile olan ilişkiler daha da kötüleşti ve iki ülke hızla savaşın eşiğine geldiler. Başkan, Kongre’ye, İngilizlerin Amerikan vatandaşlarını zorla silahaltına aldıklarını gösteren binlerce olayı içeren ayrıntılı bir rapor sundu. Buna ek olarak, kuzeybatıdaki yerleşimciler, Kanada’daki İngiliz ajanlarınca kışkırtıldığını düşündükleri Kızılderililerin gerçekleştirdiği saldırılarda zarara uğramışlardı. Bu gelişme sonucu, çok sayıda Amerikalı, Kanada’nın fethedilmesi görüşünü desteklemeye başladı.  Böyle bir girişim başarılı olursa, hem Kızılderililer üzerindeki İngiliz etkisi ortadan kaldırılmış olacak hem de üzerinde yeni koloniler kurulabilecek arazi elde edilecekti. (47)

1811 - Kızılderili Woody Point Savaşı

1812 - Tecumseh, Krik Savaşı

1812

Ülkede Güney ve Batı savaşmayı istiyor, ticaretleri engellenen New York ve New England ise savaşa karşı çıkıyordu. Savaş ilan edildiğinde askeri hazırlıklar henüz tamamlanmamıştı. 7.000’den az asker vardı ve bunlar da kıyı bölgesindeki, Kanada sınırı yakılarındaki ve ülkenin uzak iç kesimlerindeki karargâhlara dağıtılmış durumdaydılar. Tüm harekât kötü yönetildi ve İngilizlerin Detroit’i ele geçirmeleriyle sonuçlandı. Buna karşın, A.B.D. donanması başarılar kazandı ve ülkede yeniden bir  güven duygusu yarattı. Ayrıca, Atlas Okyanusu’nda dolaşan Amerikan korsanları, 1812 ve 1813 sonbahar ve kış aylarında 500 İngiliz teknesi ele geçirdiler. (48)

1812 - 1812 Savaşı

1813

1813 yılı kampanyası Erie Gölü üzerinde yoğunlaştı ve ileriki yıllarda başkanlığa seçilecek olan General William Henry Harrison komutasında milis güçlerinden, gönüllülerden ve muvazzaf askerlerden oluşan bir ordu, Detroit’i geri almak için harekete geçti. Harrison 12 Aralık’ta hala Ohio’nun kuzeyindeyken, Erie Gölü’ndeki İngiliz donanmasının Tuğamiral Oliver Hazard Perry tarafından  yok edilmiş olduğu haberini aldı. Detroit’i geri aldı ve kaçan İngilizlerle Kızılderili müttefiklerini Thames Nehri’nde yenerek Kanada içerilerine ilerledi. Böylelikle tüm bölge Amerikan denetimine geçti. (49)

1814

Bir yıl sonra, Tuğamiral Thomas Macdonough’un, New York’un kuzeyindeki Champlain Gölü’nde bir İngiliz filotillasıyla yaptığı yakın topçu düellosunu kazanması sonucu, savaşta önemli bir aşamaya erişildi. Donanma desteğinden yoksun kalan 10.000 kişilik İngiliz işgal birliği Kanada’ya çekildi. Yaklaşık olarak aynı günlerde,  “imha ve yok et” emri almış olan İngiliz donanması Doğu kıyılarına saldırılar yapıyordu. 24 Ağustos 1814 gecesi bir öncü güç federal hükümetin merkezi Washington, D.C.’ye saldırdı ve kenti alevler içinde bıraktı. Başkan James Madison Virginia’ya kaçtı. İngiltere temsilcileri, Macdonough’un Champlain Gölü zaferini öğrenince, direnmekten vazgeçmeye karar verdiler.  Wellington Dükü’nün barış için zorlaması ve büyük ölçüde Napoleon Savaşları’nın yaratmış olduğu harcamaların İngiltere hazinesini boşaltmış bulunması karşısında, Büyük Britanya görüşmecileri, Aralık 1814’te Ghent Andlaşmasını kabul ettiler. Bir barış andlaşması  imzalandığının farkında olmayan taraflar, Louisiana’nın New Orleans kentinde savaşmayı sürdürdüler. General Andrew Jackson komutasındaki Amerikan birlikleri savaştaki en büyük kara zaferini kazandılar.(50)

 1815 – İkinci Berberi Savaşı

1816

XVIII. yüzyıl sonlarında pek çok okumuş Amerikalı, geleneksel Hıristiyan inançlarına bağlılığını iddia etmez olmuştu. Çağın din karşıtı ortamına tepki olarak, bir dinsel yeniden canlanış dalgası XIX. yüzyılın ilk yarısında batıya doğru yayıldı. Amerikan tarihindeki bu ikinci büyük yeniden canlanış, bölgelere ve dinsel bağlılığı gösterme biçimine göre, çeşitli faaliyetler olarak ortaya çıktı. New England’da, dine duyulan yeni ilgi bir toplumsal hareketlilik dalgası oluşturdu.  Batı New York’ta, yeniden canlanma ruhu, yeni mezheplerin doğmasını teşvik etti. Kentucky ve Tennessee’nin Appalachian bölgesinde, yeniden canlanma Metodistleri ve Baptistleri güçlendirdi ve yeni bir dinsel ifade türü yarattı. 1730’lardaki Büyük Uyanış’ın aksine, doğudaki yeniden canlanış hareketi, isteri derecesinde coşku yokluğu ve duyguların açıkça ortaya vurulmayışı ile göze çarpıyordu. Bunlar yerine, inanmayanlar, inançlarını belirtenlerin “saygılı suskunluğu” karşısında büyüleniyorlardı. 

 New England’daki Hıristiyanlaştırma hevesi,  Batı’yı Hıristiyan yapabilmek amacıyla mezheplerarası misyoner toplulukları kurulmasına yol açtı. Anılan toplulukların üyeleri yalnız inanç havarileri olarak değil, aynı zamanda eğitimci, toplum önderi ve Doğu’nun kentsel kültürünün tefsircileri gibi çalışıyorlardı. Yayın ve eğitim toplulukları Hıristiyanlık eğitimini teşvik ediyordu. Bunlar arasında en ünlüsü, 1816’da kurulmuş olan Amerikan İncil Derneği’dir. Yeniden canlanışın ilham verdiği toplumsal etkinlik, köleliğin kaldırılması için çalışan grubların ve Alkol Kullanmamayı Teşvik Derneği’nin doğmasına olduğu kadar,  hapishanelerin ıslah edilmesine ve engellilerle zihinsel özürlülere bakım sağlanmasına yönelik çabalara da yol açtı. (51)

1820 - Amerikalı Misyonerlerin Anadolu’ya Gelmesi

1821

Batı New York’taki yeniden canlanma, büyük ölçüde, New York’un Adams kentinde avukatlık yapan Charles Gradison Finney’in eseriydi. Ontario Gölü ile Adirondack Dağları arasında kalan bölgede, geçmişte o kadar çok dinsel yeniden canlanma hareketi görülmüştü ki, yöre “Yanık Kesim” olarak tanınıyordu. Finney 1821’de Tanrının hayalini görmüş gibi oldu ve batı New York’ta Tanrı Buyruğu’nu yaymaya başladı. Yeniden canlanma toplantıları özenle hazırlanıyor, aktörlüğe ve reklama dayanıyordu.  Finney, 1820’ler boyunca ve 1830’ların başlarında  Yanık Kesim’de vaaz vermeyi sürdürdü ve 1835’te Ohio’ya giderek Oberlin Üniversitesi’nde kürsü sahibi oldu.  Daha sonra da üniversitenin rektörlüğüne getirildi. Amerika’daki iki önemli mezhep olan Mormonlar ve Yedinci Gün Yeniden Gelişçiler de Yanık Kesim’de ortaya çıktılar. Appalachian bölgesindeki yeniden canlanış hareketi, bir önceki yüzyılda oluşan Büyük Uyanış’a benzer özellikler taşımaya başladı. Ancak burada, “evlerinden uzakta oldukları için bulundukları yerde konaklamak zorunda kalan kimselerin birkaç gün süreyle yaptıkları dinsel ibadet” diye tanımlanan kamp  toplantısı, yeniden canlanış hareketinin merkezini oluşturuyordu. Nüfusu seyrek yörelerde yaşayan öncüler, kamp toplantılarına, sınır bölgesindeki yalnız yaşamdan bir kaçış yolu olaak bakıyorlardı.  Yüzlerce ve hatta binlerce kişiyle birlikte bir dinsel yeniden canlanış toplantısına katılmanın yarattığı coşkuyla, bu etkinlikler sırasında dans ediliyor, bağırılıp çağırılıyor ve şarkılar söyleniyordu. (52)

1822

XIX. yüzyılın başlarında, Orta ve Güney Amerika devrime yöneldi. İngiliz kolonileri özgürlüklerine kavuştuklarından beri, özgürlük kavramı Latin Amerika halkını hareketlendiriyordu. Napoleon’un 1808 yılında İspanya’yı fethi, Latin Amerikalıların ayaklanmaları için bir işaret oluşturdu. 1822’ye gelindiğinde, Simon Bolivar, Francisco Miranda, Jose de San Martin ve Miguel Hidalgo’nun başarılı önderliğinde, güneyde Arjantin ve Şili’den kuzeyde Meksika ve California’ya kadar tüm İspanyol Amerikası, anavatandan bağımsızlık kazanmış bulunuyordu. Amerika Birleşik Devletleri halkı, kendilerinin Avrupa boyunduruğundan kurtulma deneyimlerinin yinelenmesi gibi görülen  Latin Amerika bağımsızlık hareketine karşı büyük ilgi duydular. Latin Amerika’daki bağımsızlık hareketleri, kendi kendini yönetim konusundaki inançlarını destekliyordu. Kamunun büyük baskısı karşısında 1822’de, Başkan James Monroe’ya, aralarında eski Portekiz kolonisi Brezilya’nın da bulunduğu yeni Latin Amerika devletlerini tanıma yetkisi verildi ve kısa zamanda karşılıklı olarak elçiler gönderildi. Anılan tanıma işlemi, onların yasal konumlarını, Avrupa ile mevcut eski bağlarını tümüyle koparmış gerçek bağımsız ülkeler olarak pekiştirdi. (53)

1823 – Kızılderili-Afrika Savaşı

1823

Bu sıralarda,  Rusya, Prusya ve Avusturya, kendilerini devrime karşı korumak amacıyla, Kutsal İttifak denilen bir birlik kurdular. İttifak, zaman zaman Fransa’nın da katılımıyla, halk hareketlerinin krallıkları tehdit ettiği ülkelere müdahalede bulunarak, isyan dalgasının kendi sömürgelerine de yayılmasını önlemeyi umuyordu. Bu siyaset, halkın kendi geleceğini kendi belirlemesi yolundaki Amerikan ilkesinin karşıt tezini oluşturuyordu. Kutsal İttifak’ın faaliyetleri sadece Eski Dünya’da yer aldığı sürece,  bu durum  Amerika Birleşik Devletleri’nde kaygı yaratmıyordu. Ancak, İttifak, eski kolonilerin İspanya’ya geri verilmesine ilişkin niyetini açıklayınca, Amerikalılar bundan büyük kaygı duydular. Latin Amerika ile ticaretin çok büyük çıkar sağladığı İngiltere de, kendi açısından,  İspanya’nın imparatorluğunu yeniden kurmasını önlemeye kararlıydı. Londra, Latin Amerika’ya verilmiş bulunan İngiliz-Amerikan garantilerinin uzatılmasını zorluyordu. Buna karşılık, Dışişleri Bakanı John Quincy Adams, Monroe’yu tek taraflı harekete geçmeye ikna etti:  “Bir İngiliz savaş gemisinin izinde giden bir filika olmaktansa, ilkelerimizi açıkça Rusya’ya ve Fransa’ya bildirmemiz hem daha içten hem de daha saygın bir davranış olur.”   İngiliz donanmasının Latin Amerika’yı Kutsal İttifak’a ve Fransa’ya karşı savunacağını öğrenen Başkan Monroe, Aralık 1823’te Kongre’deki yıllık konuşmasını fırsat bilerek, Avrupa’nın Amerikalar üzerindeki egemenliğini daha fazla yaymasını reddeden ve ileride Monroe Doktrini olarak tanımlanacak olan açıklamasını yaptı: (54)

1824

Monroe’nun başkanlık yılları ülke içindeki “iyi duygular dönemi” olarak tanımlandı. Bir bakıma, anılan deyim, hareketli bir hizipler ve bölgeler arası  çatışmalar dönemini gizliyordu; diğer yandan da, Cumhuriyetçi Parti’nin, çöküp ulusal bir güç olmaktan çıkmış bulunan Federalist Parti karşısındaki siyasal zaferinin kabulü anlamına geliyordu. Federalistlerin gerilemesi, başkan seçimi yöntemini de karıştırdı. O yıllarda, eyalet yasama organları başkan adayı gösterebiliyorlardı. Tennessee ve Pennsylvania 1824’te Andrew Jackson’u başkanlığa, South Carolina Senatörü John C.Calhoun’u da başkan yardımcılığına aday seçti.  Kentucky, Temsilciler Meclisi Başkanı Henry Clay’ı;  Massachusetts, Dışişleri Bakanı John Quincy Adams’ı; Kongre’de oluşturulan bir grub ta, Maliye Bakanı William Crawford’u aday gösterdi. New England’da ve New York’un çok bölgesinde Adams ikinci seçmenlerin oy çokluğunu sağladı; Clay Kentucky, Ohio ve Missouri’de; Jackson Güneydoğu, Illinois, Indiana, North Carolina, South Carolina, Pennsylvania, Maryland ve New Jersey’de;  Crawford da Georgia ve Delaware’de seçimi kazandılar.  Hiçbir aday İkinci Seçmenler’in oy çokluğunu elde edemeyince, Anayasa hükümleri gereğince karar, Clay’ın çok etkili olduğu, Temsilciler Meclisi’ne kaldı. Onun desteklemesi sonucunda Adams başkanlığa getirildi.(55)

1828

Adams’ın başkanlığı sırasında yeni parti düzenlemeleri ortaya çıktı. Adams‘ın yandaşları “Ulusal Cumhuriyetçiler” adını alıp sonradan bunu “Whigler” olarak değiştirdiler. Adams, dürüst ve etkin bir yönetim gösterdiyse de halk tarafından pek tutulmuyordu;  görev süresi de düş kırıklıklarıyla dolu oldu… Jackson ise, onun aksine, kökleri eski başkanlardan Jefferson, Madison ve Monroe günlerine kadar uzanan Cumhuriyetçi Parti’den çıkmış bulunan ve Demokrat Parti adı verilen kuruluştaki  yandaşları başta olmak üzere halk tarafından çok seviliyordu. Jackson, 1828 seçimlerinde ezici bir ikinci seçmen çoğunluğu elde ederek Adams’ı yenilgiye uğrattı.  1828 seçimleri, daha yaygın seçmen katılımı sağlanması eğiliminde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Vermont, Birlik’e girdiğinden beri erkeklere genel oy kullanma hakkı tanımıştı; Tennessee de, vergi mükelleflerinin büyük bir çoğunluğuna seçme hakkı vermişti. 1807-1810 arasında, New Jersey, Maryland ve South Carolina, emlak sahibi ve vergi mükellefi olma koşullarını kaldırmışlardı. 1815’ten sonra Birlik’e katılan eyaletlerde,  ya beyaz erkeklere genel oy kullanma hakkı verilmiş ya da düşük vergi mükellefiyeti koşulu getirilmişti. 1815-1821 arasında Connecticut, Massachusetts ve New York tüm emlak sahibi olma koşullarını kaldırdılar. 1824’te, İkinci Seçmenler, hala altı eyaletin yasama organları tarafından seçiliyorlardı. 1828’de, başkanı belirleyecek ikinci seçmenler, Delaware ve South Carolina dışındaki tüm eyaletlerde halkoyuyla seçiliyorlardı. Hiçbir olay, bu demokratik eğilimi, renkli bir kişiliği bulunan Andrew Jackson’un seçilmesi kadar gözler önüne sermemişti.(56)

1829

XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti içerisindeki Ermeniler, Amerikalı tüccarlar ve misyonerler vasıtasıyla peyderpey ABD’ye göç etmeye başlamışlar, daha sonra bu ülkede çöken imparatorluktan tıpkı 1829 yılın da Yunanlıların yaptığı ve/veya 1878 yılın da Bulgarların yaptığı gibi bağımsızlık ya da Bulgaristan örneğin de olduğu gibi muhtariyet istemleriyle Anadolu içerisindeki Ermenileri teşkilatlandırmaya hâtta isyan eylemlerine yönlendirmeye başlamışlar ve Osmanlı Devleti’ne yönelik karalama kampanyalarına girişmişlerdi… (57)

1830

Göçmenler, Amerika kıyılarına garip yeni gelenekler ve dinsel uygulamalardan daha çok şeyler getirmişlerdi. Doğu kıyılarındaki kentlerde, iş bulmak için yerel halkla rekabete giriştiler. Ayrıca, 1820’lerde ve 1830’larda oluşan siyasal değişiklikler yabancıların siyasal gücünü arttırdı. Anılan yirmi yıl içinde, eyalet anayasaları beyaz erkeklere genel oy kullanma hakkı tanıyacak biçimde değiştirilmişti. Böylelikle egemenlikleri sona eren soylu siyasetçiler, iktidardan düşmelerinin suçunu göçmenlere yüklediler. Sonuçta, Katolik Kilisesi’nin alkol kullanımını önleme  hareketini desteklememesi, Roma’nın Amerika Birleşik Devletleri’ni alkol aracılığı ile bozmaya çalıştığı iddialarına yol açtı. Bu dönemde sayısı çoğalan yerli üstünlüğü örgütlerinin en önemlisi, 1849’da kurulan gizli Yıldızlarla Bezenmiş Bayrak Örgütü’ydü.  Örgüt üyeleri kimliklerini açıklamak istemeyince onlara hemen “Hiçbir Şey Bilmeyenler” adı takıldı. Hiçbir Şey Bilmeyenler 1853’te New York’ta bir Büyük Konsey toplayıp eyalet örgütlerini denetleyecek yeni bir anayasa hazırladılar. Hiçbir Şey Bilmeyenler’in temel amaçlarından biri, vatandaşlığa alınma süresinin beş yıldan 21 yıla çıkarılması ve yabancı ülke doğumlu Katoliklerin kamu görevine seçilmesinin yasaklanmasıydı. Örgüt 1855’te New York ve Massachusetts yasama organlarının yönetimini ele geçirmeye başardı; aynı yıl içinde yaklaşık 90 A.B.D. Kongre Üyesi bu partiye bağlanmıştı. Kölelik konusundaki görüş ayrılıkları, partinin ulusal siyasette bir rol oynamasını engelledi. Güneyli Hiçbir Şey Bilmeyenler köleliği desteklerken, Kuzeyli üyeler buna karşı çıkıyorlardı. 1856’da başkan ve başkan yardımcısı adaylarını belirlemek için yapılan Kongre toplantısında, Missouri Uzlaşması’nın desteklenmesi için verdikleri bir öneri göz ardı edilince 42 Kuzeyli temsilci oturumdan ayrıldı ve partinin bir ulusal güç olarak varlığı sona erdi.(58)

1830

Birleşik Devletler, 7 Mayıs 1830 Antlaşmasıyla “the most favored nation” (en çok kayırılan ülke) statüsünü almıştır. Böylelikle Osmanlı Devleti tarafından kapitülasyon hakları ABD’ye de verilmiştir. ABD’nin Osmanlı Devleti ile yapmış olduğu 1830 Antlaşması ve iki ülkenin ticarî anlamdaki yakınlıkları, daha çok ABD’nin işine yaramıştır. Çeşitli olanakları sağlayan Osmanlı coğrafyasındaki verimli topraklar, Amerikan çıkarları bakımından ön planda tutulmuştur. Washington ile İstanbul arasında yapılan 7 Mayıs 1830 Antlaşması’ndaki bir madde, Osmanlı Devleti için ilerleyen yıllarda önemli bir sorunun kaynağını oluşturmuştur. Antlaşmada üçüncü madde olarak belirlenen husus ile Amerikan tüccarları Türkiye’de simsarlar kullanma hakkına sahip olmuş ve bu simsarların her milletten olması koşulu ile de ABD tarafından Türkiye Ermenileri işin içerisine dâhil edilmiştir. (59)

1832 – Kızılderili Kara Şahin Savaşı

1832

Birinci görev döneminin sonuna doğru Jackson,  korumacı gümrük tarifeleri konusunda South Carolina eyaletini karşısına almak zorunda kaldı. Eyaletteki ticaret ve tarım çıkar çevreleri, Jakson’un başkanlık yetkisini, uzun süredir muhalefet ettikleri gümrük tarifesi yasalarını değiştirmek için kullanacağını umuyorlardı. 

Kongre’nin kabul edip Jackson’un 1832’de onayladığı korumacı gümrük tarifesi yasası daha ılımlı koşullar taşımakla birlikte, eyalette pek çok kişi daha fazla öfkelenmişti. Buna karşılık olarak, çok sayıda South Carolinalı, eyaletlerin “iptal” hakkı ilkesini ileri sürdüler. Anılan ilke, 1832’ye kadar Jackson’un başkn yardımcılığını yapmış olan John C.Calhoun tarafından “South Carolina Yorumu ve Protestosu”  (1828) ile ortaya atılmıştı.  South Carolina, 1828 ve 1832 gümrük tarifelerini eyalet sınırları içinde geçersiz sayan İptal Kararnamesi’ni yayınlayarak duruma el koydu. Eyalet yasama organı ayrıca, kararnamenin uygulanması amacıyla, askeri güç oluşturup silahlandırma yetkisini de içeren bir yasa kabul etti. Hemen hemen cumhuriyetin kuruluşundan beri, ulusal hükümetin eyaletler üzerindeki yetkileri ve vatandaşların kime bağlı olacağı konularında süregelen bir çekişme vardı. Sözgelimi, 1798 tarihli Kentucky ve Virginia Kararları ile Yabancılar ve İsyan Yasası’na karşı çıkılmış, New England’da Hartford Toplantısı’nda, Başkan Madison’a ve İngiltere ile savaşa karşı muhalefetini açıklamıştı. Jackson, South Carolina’nın tehdidine karşılık olarak, Kasım 1832’de Charleston’a yedi küçük askeri tekne ve bir savaş gemisi gönderdi. 10 Aralık’ta, iptalcilere karşı sert bir bildiri yayınladı. Başkan, South Carolina’nın “ayaklanmanın ve vatana ihanetin eşiğinde” olduğunu ilan edip atalarının uğruna savaştığı Birlik’e bağlılıklarını yinelemeleri için eyalet halkına çağrıda bulundu.(60)

1832

Jackson’un siyasal muhalifleri, aralarında zıtlaşmayla bir başarı elde edemeyecekleri için, mutlu olmayan tüm kesimleri “Whigler” adı verilen bir ortak partide toplamaya çalıştılar. Whigler arasındaki en parlak devlet adamları olan Henry Clay ve Daniel Webster’in çekiciliği sayesinde parti güçlü bir taban oluşturdu. 1836 seçimleri sırasında Whigler yine de tek bir kişinin ya da programın ardında birleşemeyecek derecede bölünmüş durumdaydılar. Jackson’un başkan yardımcılığını yapmış olan New Yorklu Martin Van Buren seçimi kazandı.(61)

1833

Gümrük tarifeleri konusu yeniden Kongre’ye geldiğinde, sadece bir kişinin, yani korumacılığın büyük savunucusu (ve Jackson’un siyasal rakibi) Senatör Henry Clay’ın Kongre’de bir uzlaşma kararı aldırabileceği kısa bir süre içinde anlaşıldı. Clay tarafından taslağı hazırlanan ve 1833’te hemen kabul edilen yasaya göre,  ithal edilen malların değerinin yüzde yirmisini aşan tüm resimler, küçük aşamalarla azaltılacak ve 1842’ye gelindiğinde tüm mallardan alınan resimler ılımlı 1816 tarifesi düzeyine indirilmiş olacaktı. South Carolina’daki iptalci liderler, diğer Güney eyaletlerinin de kandilerini destekleyeceğini beklemişlerdi; fakat istisnasız tüm Güney, eyaletin davranışının akıl dışı ve anayasaya aykırı olduğunu açıkladı. South Carolina kararını aşamalı olarak geri aldı. Buna karşın, iki tarafda zafer kazandığını ilan etti. Jackson, federal hükümetin Birlik’in egemenliğine bağlılığını sağlamıştı. Buna karşın, South Carolina, sergilediği direnme sayesinde, taleplerinin çoğunu elde etmiş ve tek bir eyaletin bile isteklerini Kongre’ye kabul ettirebileceğini göstermişti. (62)

1834

Anadolu’dan ailelerini anavatanlarında bırakan genç beârlar ve erkekler eğitim için çoğunlukla New York’a gitmeye başladılar.(63)

1835

İkinci Kızılderili Seminole Savaşı

1835

Yüksek Mahkeme’nin aldığı birkaç karar, federal hükümetin konumunu büyük ölçüde güçlendirdi.  Sadık bir Federalist olan, Virginialı John Marshall, 1801’de yüksek mahkeme başkanlığına geldi ve 1835’te ölene kadar bu görevde kaldı. Onun başkanlığından önce zayıf bir kuruluş olan mahkeme, Kongre’yle ve başkanla eşit konumu paylaşan güçlü bir yargı organına dönüştü. Marshall, birbirini izleyen tarihi kararlarda bir temel ilkeden hiç şaşmadı: Anayasa’nın egemenliğini korumak. Marshall, kararlarıyla Anayasa’nın anlamına ve uygulanmasına biçim veren bir dizi Yüksek Mahkeme üyelerinin ilkiydi. Uzun görev süresi sona erdiğinde, mahkeme yaklaşık 50 anayasal davada karar vermiş bulunuyordu.  Marshall, en ünlü kararlarından birini verdiği Marbury-Madison (1803) davasında, Yüksek Mahkeme’nin, Kongre ya da eyalet yasama organları tarafından  kabul edilen her yasanın anayasaya uygunluğunu inceleme hakkına tartışılmaz biçimde kesinlik kazandırdı. Hükümetin saklı Anayasal yetkileri konusunda eskiden beri var olan soruna ilişkin McCulloch-Maryland (1819) davasında, daha önce Hamilton tarafından ortaya atılmış bulunan, Anayasa’nın hükümete açıklıkla belirtilenlerin ötesinde zımnen de yetkiler verdiği yolundaki kuramı kararlı bir biçimde savundu. (64) 

1835

Jackson’un seçilmesiyle siyasette kendini gösteren demokratik hareketlenmeler, tüm vatandaşlar için daha geniş haklar ve fırsatlar sağlanmasına yönelik Amerikan çabalarının sadece bir aşamasıydı. Bir başka aşama da işçilerin örgütlenmeleriydi. 1835’te Pennsylvania’nın Philadelphia kentindeki işçi örgütleri, “sabah karanlığından akşam  karanlığına” kadar süren iş gününü, 10 saatlik çalışma gününe indirmeyi başardılar. New Hempshire, Rhode Island, Ohio ve Birlik’e 1850’de kabul edilmiş olan California eyaleti, buna benzer reformlar gerçekleştirdiler. Her yöredeki açık fikirli devlet adamları, eğitimsiz ve cahil kalmış seçmenlerin genel oy kullanma hakkı karşısında bir tehdit oluşturduklarını anladıkları için,  seçme hakkının yaygınlaştırılması, şimdiden yeni bir eğitim kavramı oluşturulmasına yol açmıştı. New York’ta DeWitt Clinton, Illinois’de Abraham Lincoln ve Massachusetts’te Horace Mann, şimdi işçi örgütleri tarafından destekleniyorlar ve bu örgütlerin liderleri,  parasız eğitim veren, vergi gelirleriyle desteklenmiş olan ve tüm çocuklara açık bulunan okullar kurulmasını talep ediyorlardı. Giderek, birbiri ardından her eyalette, bunun gibi parasız eğitim kurumları açılmasına yönelik yasalar kabul edildi. Devlet okulu sistemi ülkenin tüm kuzey bölgelerinde yerleşti. Buna karşın, devletçe eğitim sağlamasına yönelik çabalar ülkenin diğer bölgelerinde yıllarca sürdü.

 Aynı dönemde ortaya çıkan bir başka toplumsal hareket de, alkol satılmasına ve kullanılmasına karşı muhalefet ya da alkol kullanımını önleme hareketiydi. Dinsel inançlar, alkolün iş gücü üzerindeki etkileri ve aşırı içki içenlerin kadınlara ve çocuklara karşı şiddet kullanıp onlara eziyet çektirmeleri gibi çeşitli kaygılar ve dürtüler anılan hareketi doğurdu. Boston’daki din adamları 1826’da Alkol Kullanmamayı Teşvik Derneği’ni örgütlediler. Dernek, yedi yıl sonra Philadelphia’da bir ulusal kongre düzenledi ve bu kongrede Amerikan Alkol Kullanmamayı Teşvik Birliği kuruldu. Birlik, tüm alkollü içeceklerin kullanımından vazgeçilmesi için çağrıda bulundu ve bunların üretiminin ve satışının yasaklanması için eyalet yasama organlarına baskı yapmaya başladı. 1855’e gelindiğinde on üç eyalet bu çağrıya uymuş olmakla birlikte, daha sonraları mahkemelerde bu yasalara karşı çıkıldı. Anılan yasalar yalnız New England’da yürürlükte kaldı; fakat yine de, ılımlı alkol kullanımını önleme hareketi, 1830-1860 döneminde Amerikalıların kişi başına alkol tüketimini azalttı. (65)

1836

Teksas – Kızılderili Savaşları (1877)

1836

Komançi Kızılderili Savaşları

1836

Krik Savaşı

1837

Osage Kızılderili Savaşı

1838

Antelope Hills Expedition Kızılderili Savaşı

1840

Amerika Misyonerleri Anadolu’dan Ermeni Öğrencileri Amerika’ya götürmeye başladılar.(66)

1840

1840’larda bir grub Amerikalı kadın biraraya gelerek ilk kadın hakları hareketini başlattılar. Bu seçkin grubun en ünlü kişisi Elizabeth Cady Stanton’dı.  1848’de, Cady Stanton ve bir başka kadın hakları savunucusu olan Lucretia Mott,  New York’un Seneca Falls kasabasında, dünya tarihinde ilk kez, bir kadın hakları kongresi düzenlediler.   Kongreye katılan temsilciler, kanun karşısında erkeklerle eşit haklar, oy kullanma hakkı ve eğitim ve istihdamda fırsat eşitliği talep eden bir bildiri yayınladılar. Aynı yıl, Polonyalı bir göçmen olan Ernestine Rose, New York eyaletinde, kadınların taşınmaz mallarının mülkiyetini evlendikten sonra korumalarına izin veren bir yasa çıkarılmasına ön ayak oldu. Ülkede bu konuda kabul edilen ilk yasalardan biri olan Evli Kadınların Mülkiyet Yasası, diğer eyalet yasama organlarının da benzeri yasalar çıkarmalarını teşvik etti. Rose 1869’da, kadınlara seçme hakkı verilmesine yönelik bir anayasa değişikliği yapılmasını isteyen Kadınların  Oy Hakkı Ulusal Derneği’ni (National Woman Suffrage Association – NWSA) kurmaları sırasında Elizabeth Cady Stanton ile önde gelen bir başka kadın hakları savunucusu Susan B.Anthony’ye yardım etti. Adı geçen iki kadın, bu hareketin en açık sözlü savunucuları konumuna geldiler. Cady Stanton, yaptıkları işbirliğini, “ben yıldırımları hazırlıyordum, o da fırlatıyordu” diye tanımlamıştı. (67)

1840

Tarımsal bölge sınırlarının batıya doğru ilerlemesi, Meksika’nın elinde bulunan Texas dışında, 1840 yılına kadar Missouri’nin ötesine geçmedi. Amerika Birleşik Devletleri, Amerikan vatandaşlarının 5 milyon doları bulan hak iddialarına karşılık, 1819’da İspanya’dan hem Florida’yı hem de Oregon bölgesi üzerindeki   haklarını aldı. Bu sırada, Uzak Batı, büyük ölçüde kürk ticareti yapılan bir alan konumuna gelmiş ve bu faaliyet, kürklerin değerinin çok ötesinde bir önem kazanmıştı. Kürk tüccarları,  Mississippi Vadisi’nde  Fransızlar tarafından keşifler yapıldığı günlerde olduğu gibi, Mississippi’nin batısına geçen yerleşimcilere bir kılavuzluk görevinde bulunuyorlardı. Fransız, İskoçyalı ve İrlandalı kürk hayvanı avcıları, büyük nehirler ve kolları boyunca yeni keşifler yaparak ve Rocky ve Sierra Dağları’ndaki tüm geçitleri bularak, 1840’lardaki göç hareketine ve ondan sonraki yıllarda da ülkenin iç kesimlerinin işgaline olanak yarattılar.(68)

1840

Amerikalı misyonerler, Türkiye’de o kadar muazzam çalışmıştı ki, örneğin 1840’larda sadece Suriye’de kutsal kitap basımı ve dağıtımı yıllık 6. 000. 000 sayfanınüzerineçıkmıştır.(69)

1845

Amerikalılar, 1820’ler boyunca, uçsuz bucaksız Texas topraklarında, genellikle Meksika hükümeti tarafından bağışlanan arazide yerleştiler. Ancak, sayılarının giderek çoğalması yetkili makamları kısa zamanda ürküttü ve daha fazla göçmen alınması 1830’da yasaklandı. General Antonio Lopez de Santa Anna 1834’te Meksika’da bir diktatörlük kurdu ve bunu izleyen yıl içinde Texaslılar ayaklandılar. Santa Anna, ünlü Alamo kuşatması sonunda 1836’da Amerikalı asileri yendi; fakat Sam Houston komutasındaki Texaslılar, bir ay sonra San Jacinto Savaşı sonucunda Meksika ordusunu yok edip Santa Anna’yı yakalayarak Texas’ın bağımsızlığını güvence altına aldılar.  Texas, yaklaşık on yıl kadar bağımsız bir cumhuriyet konumunu korudu ve 1845’te 28’inci eyalet oldu. Texas’ın eyalet olması üzerine Meksika, Amerika Birleşik Devletleri’yle ilişkilerini kestiyse de, yeni eyaletin sınırları en tartışmalı sorun olarak kaldı: Texaslılar Rio Grande Nehri üzerinde hak idda ederken, Meksika, sınırın çok daha kuzeyde Nueces Nehri boyunca uzandığını savunuyordu. Bu arada, çok sayıda Amerikalı, batıya Büyük Okyanus kıyılarına doğru yayılmanın Amerika Birleşik Devletleri’nin “alın yazısı” olduğunu iddia ediyorlar ve yerleşimciler New Mexico ve California topraklarına sel gibi akıyorlardı.(70)

1846

A.B.D.’nin New Mexico ve California topraklarını satın alma girişimleri sonuçsuz kalınca, Meksika ve A.B.D. askeri birlikleri Rio Grande kıyılarında çatışmaya başladılar ve Amerika Birleşik Devletleri 1846’da savaş ilan etti.  A.B.D. güçleri New Mexico topraklarını ele geçirdi  ve California’daki yerleşimcilerin ayaklanmalarını destekledi. Zachary Taylor komutasındaki bir A.B.D. birliği Meksika’yı işgal edip Monterey ve Buena Vista’da zaferler kazandıysa da, Meksika’yı görüşme masasına getirmeyi başaramadı.  Mart 1847’de, Winfield Scott  komutasındaki A.B.D. birlikleri, Meksika’nın doğu kıyısındaki Vera Cruz kenti yakınında bir çıkarma yaptılar ve şiddetli çatışmalar sonucunda başkent Mexico City’ye girdiler. Yine de Amerika Birleşik Devletleri, ancak Santa Anna istifa ettikten sonra Guadalupe Hidalgo Andlaşması’nı yapabildi ve Meksika, Güneybatı bölgesini ve California’yı 15 milyon dolar karşılığında A.B.D.’ye terk etti. Amerika Birleşik Devletleri, Meksika Savaşı’nın sonuçlanmasıyla, günümüzdeki Arizona, Nevada, California, Utah eyaletleriyle, New Mexico, Colorado ve Wyoming eyaletlerinin bazı kesimlerini içine alan, 1,36 milyon kilometre kare genişliğinde yeni toprakların sahibi oldu. Ancak bu, aynı zamanda çok zararlı bir kazanım oluşturuyordu; çünkü o günlerde Amerika siyasetinin en önemli sorununu, yani yeni toprakların özgür mü köle mi olacağı konusunu yeniden canlandırmıştı.(71)

1846

Meksika-Amerika Savaşı

1848

İlk feministlerden Elizabeth Cady Stanton, 1840 yılında Londra’daki bir kölelik karşıtı kongrede, köleliğin kaldırılması hareketinin hararetli bir savunucusu olan Lucretia Mott ile  tanıştı ve böylece kendisine bir müttefik kazandı. Kongre başladığında, ikisi de kadın temsilcilerin katılmasının istenmediğini anladılar. Konuşmalarına ve kongre salonuna girmelerine izin verilmeyince Cady Stanton ve Mott, salondan çıkıp diğer kadın temsilcileri de beraberlerinde  götürerek bu davranışı protesto ettiler. Cady Stanton, bunun ardından, kadınların toplumsal, vatandaşlıktan doğan ve dinsel haklarını ele alacak bir kadın hakları kongresi toplanması için Mott’a bir öneride bulundu. Kongrenin yapılması sekiz yıl ertelendi ve Cady Stanton ile Mott, 1848’de New York’un Seneca Falls kasabasında ilk kadın hakları kongresini düzenlediler.(72)

1848

Kayuse Kızılderili Savaşı

1848

Anadolu’dan Amerika’ya Ermeni Göçü (73)

Kenan Mutlu Gürses


Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2024 Her hakkı saklıdır. Başa Dön