KÜRTLERİ ANLAMAMAK MI?

14 Ağustos 2011


 Kâzım Karabekir Paşa, Günlüklerinde bakın neler yazıyor;

30 Kasım 1918’de, Mütalaam: Kürtler ve sair faydalı asarın kıtaata tevzii lâzım. Kürtlerin meselesine karşı umum müteyakkız olmalı.

15 Mayıs 1919’ de, İstanbul hükümeti İzmir’in azimli kumandan ve valisi bulunan Nurettin Paşa’yı azlederek âciz bir mahlûk olan Ali Nadir Paşa’yı kolordu kumandanlığına ve bir Kürt olan İzzet Bey’i de valililiğine tayin ederek günlerce Yunanlıların İzmir sahillerine silah ve üniforma çıkarmalarına karşı uyudular ve işgale karşı namertçe teslim oldular.

10 Kasım 1919’ de, Kıranhanı’ından süvari devriyemiz bu gece ahaliyi soymak üzere olan Kürtlerle müsademe etmiş.

12 Kasım 1919’de, Erzincan’dan hareket ettik. Yalnızbağı henüz geçmiş iken iki atlı çergi bir saat ileride Kürt eşkıyasının bir binbaşıyı soyduklarını ve çocuğunu yaraladıklarını ve kendilerinin de hükümete haber vermek üzere döndüklerini söylediler.

22 Mart 1921’de, Erzincan şarkındaki 10 kilometre mesafedeki Selüke ve civar köylerine kadar gelen Kürt eşkıyası tard olunmuş.

10 Mayıs 1921’de, Dersim’in Kürt asileri bu gece Kemah’a bir saat mesafede Cınarıç karyesini ihrak ve sabaha karşı Kemah’ı basmışlar. Bir buçuk saat müsademeden sonra ahali kâmilen kaleye çekildiğini Erzincan mutasarrıfı ve kumandan vekili haber veriyor. Erzincan kumandanı Baki Bey Erzincan’a avdet etmek üzere üç saat mesafede vakayı haber alarak avdetle topçu ateşiyle eşkıyayı Kemah’tan çıkarıyor. Eşkıya üç yüz kişi imiş. Altmış yetmiş hane yakmışlar. Ahaliden on bir askerden bir şehit, altı ahali, beş asker yaralı varmış. Usat üç maktul bırakmış.

12 Ekim 1921’ de, Muş mıntıkasında Kürt şakileri çoğalmış.
Bugün Moskova’dan gelen haritada Avrupa’nın yeni şekli görülüyor. Sivas’ın yanına kadar Ermenistan Erzurum, Adana, İskenderun, Erzurum, Diyarbakır, Harput da keza! Kürtler hâlâ sersemce bizzat bunu temine uğraşıyor.

9 Mart 1925’ de, Kürtler Diyarbakır’a hücum etmiş. Cenuptan kısmen girmişler. Dâhilden Zazalar da yardım etmiş. Fakat tard olunmuş.

12 Haziran 1925’ de, Cumhuriyet gazetesinde Mazhar Müfit Bey’in Kürt isyanı hakkında mütalaatı yazılı. Hulasası: İsyan herhangi bir sebeple çıkıvermiş değildir. Müretteb ve umumidir. Senelerden beri düşünülmüş, sinîn-i ahîrede teşkilât-ı mahsusa ve hafiye ile merkezi İstanbul olmak üzere çalışılmış, nihayet tahayyül ve tasavvur devirlerinden sonra icra devrine gelmiştir. Maksatları bir Kürdistan krallığı teşkilidir.

28 Haziran 1925’ de, Şark İstiklâl Mahkemesi azasından Ali Saip Bey’in Cumhuriyet’te Urfa’da İrfan gazetesiyle muhaberesi var. Şark isyanı, din perdesi altında Kürtlük diyor.
28 Haziran Cumhuriyet’te Şark İstiklâl Mahkemesi Müddeiumumîsi Süreyya Bey’in iddianamesinde üç seneden beri takibat-ı kanuniye icra edilen birçok eşhasın fitne tohumlarıdır diyor.

26 Ağustos 1925’ de, 26 Ağustos 341 Vakit gazetesinde Kürt isyanı hakkında malumat var.

7 Aralık 1925’ de, Hazro’da bir bölüğümüzü Kürtler muhasara etmiş. Bir jandarma alayı tarafından kurtarılmış.

      Sayın Paşam, günlüklerinizde ki, aldığınız notlardan bazıları bunlar.

      Bakalım Mustafa Kemal Paşa NUTUK’DA neler söylemiş;

      ‘’Sevr’de: Fırat’ın şarkında ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan mıntıka için Düvel-i İtilâfiye murahhaslarından mürekkeb bir komisyon mahallî muhtariyeti ihzâr edecektir.

     Muâhede’nin akdinden bir sene sonra işbu havalinin Kürt ahalisi Cemiyet-i Akvâm Meclisi’ne mürâcaatla Kürtlerin ekseriyetinin Türkiye’den müstakil olmayı istediğini isbât ederse ve Meclis bunu kabul ederse Türkiye bu havalideki her türlü hukukundan sarf-ı nazar edecektir.

     Mart 1921 teklifinde: Düvel-i İtilâfiye, vaziyet-i hâzırayı nazar-ı itibara alarak ve bu bâbda Sevr projesinde ta’dilât icrasını nazar-ı itibara almaya mütemayildirler. Şu şartla ki mahallî muhtariyetler ve Kürt ve Asurî-Keldani menâfinin kâfi derecede himayesi için tarafımızdan teshîlât ibrâz edilsin.

    Mart 1922 teklifinde: Bahis yok.

    Lozan’da: Bi’t-tâbi mevzu-i bâhis ettirilmemiştir.’’

    ‘’Anadolu’daki teşkilât kaza ve nahiyelere kadar tevessü ediyor. İngiliz himayesinde bir müstakil Kürdistan teşkili hakkındaki İngiliz propagandası ve bunun taraftâranı da bertaraf edildi. Kürtler de Türklerle birleşti.’’

     ‘’ Firârî Harput Valisi Ali Galip, Malatya Mutasarrıfı Halil ve hempâları Bedirhanîlerden Kâmran, Celâdet ve Cemil Paşazade Diyarbekirli Ekrem’in hükümet-i merkeziyenin talimatıyla âmâl-i meşrû’a-i milliyi söndürmek, Sivas’ta toplanan Umumî Kongre’yi dağıtmak maksad-ı hainânesiyle bidayette eşkıya derdesti için muâvenet talebi bi’l-âhire firârları esnasında Malatya ve civarının Ermenistan olacağı ve hatta Harput’tan hareket eden askerimizin güya Ermeni askeri bulunduğu gibi ifsâdat ve iğfâlât-ı cinayetkârâneleri neticesinde civarda toplanmış olan bir kısım Ekrâd’ın Malatya’dan gönderilen heyet-i nâsiha tarafından kendilerine hakikatin tefhimi üzerine firârilere lânethan olarak tamamen dağıldıkları ve hıyanet-i vataniyeleri bütün millet tarafından anlaşılan firâriler artık aşâir içinde barınamayacaklarını anladıklarından İngilizlere sığınmak üzere Urfa’ya kaçtıkları, Kürtleri makam-ı mukaddes-i hilâfetten ayırarak İngiliz esaretine sokmak maksadıyla propaganda yapmakta olup firârilerle beraber Malatya’dan kaçan İngiliz Binbaşısı ma’hûd Mister Noel’in de jandarmalarımızın nezareti altında Elbistan’a doğru sevk edildiği mahallinden bildirilmekle ta’mîm keyfiyet olunur.’’

       Evet, tarihte yaşanmış buna benzer sayısız olumsuzluğu, belgeleriyle birlikte uzun uzun yaza biliriz. Kürt-İngiliz, Kürt-Fransız ve Kürt-Ermeni ilişkilerinin Anadolu toprakları ve Türk Milleti hakkında yaptıkları her türlü işbirliği ve şekavet dünyanın da malumudur.

      Yaklaşık yüz yıldır, bütün bunları bilen Türk Milleti, geçmişte yaşananları yok sayarak, Kürtlerin bugün söylemeğe çalıştıklarının aksine, Kürtlerle her alanda hiçbir ayırım yapmadan dostça ve de samimi olarak yaşamışlardır. Otuz yıldır devam eden PKK’nın kahpece saldırılarına rağmen, bir gün yanındaki Kürt arkadaşına, komşusuna, işçisine, patronuna, avukatına bu sizin PKK ne yapmaya çalışıyor diye sormamış, birlikte yaşadığı insanı rencide etmemiştir.

       Bugün, demokratik, demokrasi, özgürlük, barış, insan hakları, toplumsal barış safsataları, iyi niyetle söylenen ve talep edilen şeyler değildir. Adı konulmamış toplumsal barışı bu millet herhangi bir dayatmaya gerek kalmadan yüz yıldır kendiliğinden yapıyor. Bir arada yaşamayı da pekâlâ başarıyor.  
 
      AKP hükümetinin her dediğini ilahi emir zanneden bazı aklı-evveller, Kürtlüğe ait ne varsa bugüne kadar yok sayıldı diyerek utanmadan yalan söylüyorlar. 2001 yılına gelindiğinde terörün neredeyse sıfır noktasına geldiğini görmek istemeyen zekâ özürlüler, 2002 yılından bugüne, her geçen gün artarak yaşadığımız acıları hangi vicdanlarına sığdırarak hafife alıyorlar, bunu anlatmak değil anlamak bile zor. PKK ve yandaşlarının son on yılda ki, eylemleri ve söylemleri yüz yıldır yaptıklarının çok ötesine geçtiğini neden görmek istemiyorlar.

      Bütün bunlara demokratikleşme ve Kürtleri anlamıyorsunuz diyerek, arkasına var olduğunu iddia ettiğiniz, AKP’nin demokrasi ve hukuk inancını eklerseniz kendinize güldürürsünüz.

     Bunun neresi Kürtleri anlamamak?

     Anlaşılmayan iki şey varsa oda, içi boş açılım ve içi boş demokratik özerklik değil mi?

     Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ve Kâzım Karabekir Paşa’nın bize anlattığı Kürtlerin, bugün istedikleri özerklik iç meselemiz mi? Dış meselemiz mi?

     Suriye sınırımız 850 kilometre imiş, peki Irak sınırımızın kaç kilometre?

     Her şey bir yana, gelin onun-bunun uydusu olmadan, dirlik ve birlik içinde yaşayalım.


KAYNAK: Nutuk
                   Kazım Karabekir –Günlükler-

 

Kenan Mutlu Gürses

Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön