''PEŞKİR İPTEDİR''

30 Eylül 2014


     "62. Hükümet'in ilk icraatlarından biri, başörtü yasağını ebediyen tarihe gömecek şekilde ortaöğretimde de başörtüyü serbest bırakmak olmuştur. Bu milletimizin iradesidir ve bu iradeden geri dönüş asla olmayacaktır.’’ diyebilen bir Başbakan.

      Sözlükler; MİLLİ İRADE: Ulusça kullanılan ve hiçbir gücün etkileyemeyeceği kuvvet.

      Milletin isteği ve kararı.

      Millet’i: a- 1. Genellikle aynı topraklar üzerinde yaşayan, aynı soydan gelen ve aralarında dil, din, tarih, sanat, töre, dünya görüşü ve ülkü birliği bulunan insanlar topluluğu, ulus, 2. Demokrasiyle yönetilen bir ülkedeki insanların bütünü olarak kabul edilen ve hâkimiyetin gerçek sahibi olan hukukî varlık.

      b- 1. din, mezhep, 2. bir dinde veyâ mezhepte bulunanların topu. 3. sınıf, topluluk. 4. makule, kategori, şeklinde veriyor.

     Demek ki, MİLLET İRADESİ; günümüz dünyasında özellikle Türkiye’de de MİLLETİN tamamının temsil edilmesiyle gerçekleşir. Seçim sistemlerinin sonucu olarak %45 lik bir kesimi temsil eden siyasi partinin TBMM’de çoğunluğu elde etmesi, onun MİLLET İRADESİNİ temsil edeceği anlamına hiçbir şekilde gelmez ve gelmiyor. Kaldı ki, bunu söyleyenin görevi, Başbakanlık olsa bile…

      Asırlar sonrasında, SAHİH Hadislerimizin altı yüz bin mi? Yedi bin mi? Konusunda hâlâ karar verememişken, bırakın başörtüsünü, bizim daha birçok konuyu Kur’an’ı Kerim’i yeterince anlayarak çözmemiz gerekiyor. Biz günümüzde dahi; önce:  AHZAB 33/59’u, NUR 24/31’i, A’RAF 20/22’i, önce: İmam-ı Âzam Ebu Hanife’ye, İmam-ı Şâfii’ye, İmam-ı Hanbeli’ye, İmam-ı Mâlikî’ye, sonrasında da;  Fahrüddin er-Razi’ye, Ebu Bekr İbnül Arabi’ye, İbni Abbas’a, Takiyüddin Huni’ye, Şikarî’ye, İmam-ı Taberi’ye, İmam-ı Maturidi’ye, İmam-ı Gazzali’ye vd. lerine GÖRE DİYEREK yorumluyor veya kendimizce anlıyorsak vay halimize. Ne oldukları kendilerinden-menkul şeyhleri, şıhları da buraya taşımaya kalkarsak, bunları çok tartışır dururuz.

      Prof. Dr. Orhan Koloğlu ‘’Tabii ki Kur’an, başlangıçta söylediğimiz gibi günlük yaşamın her ayrıntısını belirleyecek değildi, bunun için din bilginlerine başvurulmasını din kuralları da kabul ediyordu. Ancak böylesine farklı kültürlerden gelen bu uzmanların tamamen aynı görüşlerde birleşmeleri tabii ki mümkün değildi. Bunda yorumcuların kendi kültür kökenleriyle ilgili alışkanlıklarının rolünü de inkâr etmek mümkün değildir’’ diyor.

      Şemsettin Günaltay ise; ‘’ Sosyoloji tarihinin pek güzel belirttiği veçhile sosyal değişimlerin en zoru, halkın hoşlandığı ve benimsediği örf ve adetleri değiştirmek teşebbüsüdür.

      Çünkü cemiyet nizamını düzenleyen örf ve adetle, üzerlerine yığılan asırların geçişiyle kökleşerek itiyad halini almış olduklarından onu çözmek güç olur. Çünkü alışkanlıkların yarattığı huyun, içgüdüsel bir surette varlıklara hakim olması zorunludur’’ demektedir.

      Anadolu halkı, Kur’an’ı Kerim’in hükümlerini asırlar boyunca özümseyerek uygulamış, hurafelerden genelde hep uzak durmuştur. Birinci Dünya Savaşı yıllarına giderken, Anadolu’da görev alan askerî Dr. Mehmet Derviş Kuntman bakın TÜRK insanını nasıl anlatıyor:

      ‘’ Eksiklerimizi tamamladık. Buradan Reşadiye, Koyulhisar, Suşehri, REFAHİYE, ERZİNCAN, TERCAN yoluyla Erzurum’a gideceğiz.’’ ‘’ Buralarda kaldığımız sürede günün yorgunluğunu unutuyor, kendi öz evimiz gibi rahat ediyorduk. Havalar artık soğumuş olduğundan ocaklar büyük kütüklerle devamlı yanıyor, odaya titrek bir ışık, tatlı, ılık bir hava yayıyordu. Burada bir yolcunun muhtaç olduğu her şey düşünülmüş ve hazırlanmış, bazı odalarda duvarlara bir ceylan postu ile onun yanına güzel bir yazı ile şu levha asılmıştı:

      Ey misafir! Kıl namazı, kıble bu caniptedir.
      İşte leğen, işte ibrik, işte peşkir iptedir.

      Hakikaten garip bir misafirin dinî borcunun edası için burada kolaylık hazırlanmıştı. Bunları görüp de köylülerin mutaassıp oldukları zannedilmesin. Bunlar, İslamiyet’in en makbul, en faziletli esas ve kaidelerini alıp millî âdet ve ananeleri hâline koymuşlar, bu şekilde milliyetlerini kuvvetlendirerek kâmil bir insan olmak özelliğine erişmişlerdir. Şimdi biz, bir mescit kadar temiz pak bu odaların ruhani havası içinde maddiyattan sıyrılarak sanki başka bir âlemde yaşıyorduk. Burası artık köy odası değil, vatan denilen mukaddes kavramın ta kendisiydi.’’

      ‘’ Bu sabırlı, vakarlı, inançlı insanlar, harbe gidenlere öyle hürmet, öyle şefkat gösteriyorlardı ki sanki öz kardeşleriydi bunlar, Köylerinden ayrılırken bu kadar izzet ve ikramdan sonra bir hayli mesafeye kadar beraber geliyorlar, kadınları da kapı aralarında sessiz sedasız ağlayarak bizi uğurluyorlardı. Bu civardaki köylerde görülen bu iyi kabul, Erzurum’a giden bütün yollarda tekrar ve devam ediyordu. Bu hareket, asırlardan beri ordu yetiştirmeye alışmış kahraman bir milletin katlanması zaruri bir vatan-din borcuydu. Bu hareketler, harbin devamı için yapılması mecburi cephe hizmetlerinin yapılmasından başka bir şey değildi. Bu sebepten; ihtiyar, kadın, çoluk çocuk, gece gündüz demeden rahat yüzü görmeden gelip geçen taburlara hizmet ediyordu.’’demektedir.

      Demek ki, ATATÜRK dönemine, Cumhuriyet’e, çamur atmakla, CHP’ye dinsiz(!), MHP’ye ırkçı (!),  denilerek olmuyor. Demek ki, Tarihi bilmeyen sözde liderlerle, onların akıllarınca, ASKERÎ VESAYET, DARBE, ERGENEKON ve PARALEL, İKİ SARHOŞ diyerek, halkı ötekileştirerek, halka korku salmakla da olmuyor. MİLLET İRADESİ ancak TOPLUMUN tamamının birlikte VATAN ve DİN borcunu ödemesi ile gerçekleşiyor.

      Tabii anlayana!

      Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım…

 

Kenan Mutlu Gürses

Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön