SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINI TANIMAYA SOYUNAN YENİ ZELANDA (III)

03 Ekim 2018


      “Sözde Ermeni Soykırımını Tanımaya Soyunan Yeni Zelanda” başlığı ile önceki iki yazımda, Ermeni Diasporası ve hempalarının ne gibi sapkınlığa soyunduklarının bir bölümünü anlatmıştım.

      Hatırlayacağınız üzere, YALANCILIĞI ve İFTİRAYI meslek edinen bir güruh ile sözde tarihçi-gazeteci ve diğerlerinin dayanaktan yoksun iddialarının neden yanlış-yalan olduğunu da kaynaklarla kısmen aktarmıştım.

      “Yalanı söylemeli, amma (ama) kubbesiz bırakmamalı” atasözümüz bile, yalanın inandırıcı olmasını istemiş olmalı… Ve de insaflı olmasını…

      Emperyalist güçlerin güdümünde, SÖZDE Ermeni Soykırımı YALANINI kendi emelleri doğrultusunda basamak yapmaya soyunan ülkeler ile özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda’nın bir kısım yöneticilerinin kendi tarihlerinden haberdar olmayışları, oldukça manidar ve üzerinde durulması gereken konudur.

      Yeni Zelanda adalarına ilk yerleşenler, 1500 yıl önce Doğu Pasifik Okyanusu adalarından gelen, Polinezya grubu kavminden Maorilerdir. Maorilerin adalara yerleşmesi 14. Yüzyıla kadar devam etmiştir. Yeni Zelanda’ya 1642’de ilk ulaşan Danimarkalı Abel Tasman’dır. Bundan sonra 1769’da İngiltereli Kaptan James Cook ülkenin kıyılarını dolaşmıştır. Bu tarihten sonra ülke İngiltere’nin kontrolüne girmiştir.

      1840 ve 1860 yıllarında Maorilerle işgalci İngiliz güçleri arasında birçok çatışmalar yaşanmıştır. Bu harpler yoğun bir şekilde 1870 yılına kadar devam etmiştir. Yeni Zelanda Adaları, İngiltere’nin kolonileri arasına girmiş, bu koloni 1907 de İngiliz Milletler Cemiyeti içerisinde bir dominyon olmuştur.

      Şimdi şu soruları birlikte soralım;

      -1642-1769-1840-1860-1870 yıllarında Anadolu Ermenileri nasıl bir hayat yaşamaktaydılar?

      -Yeni Zelanda da Maoriler’e ve Ranatonganlara İngilizler ne yaptı?

      - Bir kavmi yok etmek için İngilizlerin yaptıkları neden SOYKIRIMI sayılmıyor?

      Diğer taraftan “dünyanın en küçük kıtası, en büyük adası” Avustralya’ya, bakalım;

      İlk Avustralyalılar, kıtanın yerlisi olan Aborjinlerdir. Diğer Torres Boğazı yerlileri ise Malezya kökenlidir. 14 Mayıs 1606’da Vanuatu’ya ayak basan İspanyollar, kıtayı “Austrialia del Espiritu Santo” olarak adlandırmışlardır. Kaptan James Cook, 1770’de, Avustralya’nın doğu kıyılarının haritasını çıkarmış ve buraları İngiliz topraklarına kattığını ilan etmiştir. Kıtanın etrafını gemi ile dolaşan kâşif Matthew Flinders’in “A Voyage to Terra Australis” eseri de buranın popüler hale gelmesine neden olmuştur. 1824’de Britanya Krallığı, kıtanın “Avustralya” ismiyle tanınmasını hükme bağladığı gibi aynı zamanda da sömürgeleştirmiştir. 1850’lerde Avustralya’da altına hücumun başlaması ve 1855-1890 yılları arasında, altı koloninin özerk hükümet kurma hakkını kazanması, sonunda İngiliz Krallığı’nın yönetiminde bir devleti doğurmuştur.

      Şimdi de şu soruları birlikte soralım;

     -1606-1770-1824-1850-1855-1890 yıllarında Anadolu Ermenileri nasıl bir hayat yaşamaktaydılar?

      -1606 yılından sonra, Torres Boğazı yerlilerine ve Aborjinlere İngilizler ne yaptı? Bir nesil, nasıl yok edildi?

      -Torres Boğazı Yerlileri ve Aborjinlerin nüfusu nasıl, ne kadar azalmıştır?

      -Yerli çocuklar ailelerinden nasıl alınıp devşirilmiştir? Devşirilen nesil ne olmuştur?

      -Gayri insanî bu davranışla, bir kavmi yok edecek noktaya indiren İngilizlerin yaptıkları, neden SOYKIRIMI sayılmamaktadır? 

     YALANLARIN nasıl üretildiği ve çarpıtıldığına tekrar bakalım;

      Sözde akademisyen, Auckland Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası  İlişkiler Bölümü  Öğretim Görevlisi MARİA ARMOUDİAN ve sözde tarihçi-gazeteci James Robins, güya Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilerin yaşadığı acımasız bir dönemde Yeni Zelandalı bir askerin hikâyesini anlatırken, Urmia (Urmiye) den de bahsediyorlar.. “Otago Daily Times de yayınlanan makaleden kısa cümleler alalım”.

      “İran’ın kuzeybatısındaki bir yer 1918 Ağustos’tu.” “60.000 Ermeni ve ASURLU mülteci… eşyalarını sırtlarına sarmıştı.” “Osmanlı Türk hükümetinin ilerleyişinden kaçarak URMİYE kentinden gelmişler. Osmanlı Türk hükümetinin planladığı ve gerçekleştirdiği bir imhadan kaçmışlardır.” “..aralarında İmparatorluğun Hıristiyanlarına, Ermenilerine ve ASURİLERİNE karşı bir imha kampanyası gerçekleştirildi. URMİA’NIN daha sonra Ermeni Soykırımı olarak adlandırılacak olanın son aşamasının bir parçasıdır.” “Yeni Zelandalı iki kişi, korkunç sonuçlarına tanıklık eden ve kurbanlarını kurtarmak için hayatlarını riske atanlar arasındaydı.” “Her ikisi de DUNSTERFORCE olarak bilinen ELİT bir birimde hizmet etmek için çağrıldılar.” “6 Ağustos 1918 de kilometrelerce uzaklığı saran mülteci kolonu ile birlikte… Osmanlı askerleriyle karşılaştı.” “Makineli tüfeğiyle Yeni Zelandalı Mimmo’ya geçti.” “Savaştan sonra…. Yeni Zelandalılar kalplerini ve cüzdanlarını çok sayıda açtılar.”

      “1922 yılında, Loyal Lincoln Wirt adında bir AMERİKAN AJANI, en büyük yardım kuruluşu olan YAKIN DOĞU RÖLYEFİNİ temsil eden AUSTRALASİA’yı gezdi. Wirt  her büyük şehirde YENİ ZELANDA da dahil olmak üzere yardım komiteleri kurmayı başardı.” “Wirt, Temmuz 1922 sonlarında Dunedin’de üç konferans verdi.” “Çalışmaların bir sonucu olarak….Otago Ermeni Yardım Komitesi oluşturuldu, Başkan JS Douglas ilk toplantıya başkanlık etti.” “Yeni Zelanda’nın katkılarının geri kalanı ile birleştirildiğinde, mallar bir Christchurch çifti olan John ve Lydia Knudsen tarafından yönetilen LÜBNAN’daki ANTELİAS’taki Ermeni çocuklar için AVUSTURALYA Orphaneti’ne nakledildi. ”Diyorlar…

      Sizleri, tarihin başka bir bölgesine İran Azerbaycan’ın da tarihî bir şehir olan ve yukarıda güya anlatılmaya çalışılan URMİYE’YE götüreyim:

      Ancak “Her ikisi de DUNSTERFORCE olarak bilinen ELİT bir birimde hizmet etmek için çağrıldılar.” Diyor. Peki, nedir DUNSTERFORCE? Önce O’nun ne olduğuna da kısaca bakalım.

      Kafkasya’da İngiliz Askeri Misyonu olarak adlandırılan, Genelkurmay Başkanı Lionel C. Dunsterville tarafından komuta edilen 450 ile 1000 EMPERYAL askerden oluşan gizli bir güçtü. Bakü petrollerini, Osmanlı ve Almanlara kaptırmamak, Afganistan ve Hindistan bağlantısını korumak için ERMENİLER ve GÜRCÜLERLE işbirliği yapıyordu. Her şeyi gördüğünü ve bildiği YALANINI aktaran YENİ ZELANDALILAR, İngilizlerin emrinde, bu misyon da görev yapmaktaydılar. ERMENİLERİ korumuyor, İngiliz emelleri doğrultusunda kullanıyorlardı. Bu emellerine ulaşmak için Aralık 1917 de teşebbüse başlamış 26 Ağustos 1918 de Bakü de yoğun çatışmalara girmiş, 14 Eylül 1918 de savaş alanını tahliye etmişlerdi. İşte Yeni Zelandalının anlattığı Ağustos 1918 de DUNSTERFORCE budur.

      Evet Urmiye;

      İran’ın kuzeybatısında Türkiye sınırına yaklaşık 50 km. mesafede, denizden 1340 m. yükseklikte kurulmuştur. Eski çağ’da Asur ve Urartu devletlerinin nüfuz alanına giren bölge, Pers ve Partların ardından Sâsânî hâkimiyetine girdi. Hz. Ömer zamanında, Sadaka b. Ali b. Sadaka tarafından fethedildiğini, Cüstân b. Şemezen egemenliğine girdiğini,  (XI.) yüzyılın ikinci çeyreğinde Hezbânî Kürtlerinden Ebü’l-Heycâ b. Revvâdî’nin egemenliğinde bulunduğunu, O’nun Tebriz hâkimi olan dayısı Vehsûdân er-Revvâdî’nin (1040-41) Oğuzlardan birçok kişiyi öldürmesi üzerine, Urmiye’ deki Oğuzların Hakkâri’ye gittiklerini, Hakkâri’deki Kürtlerle Oğuzların savaştığını bilmekteyiz.

      Urmiye XI. Yüzyıl ortalarında Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlandı. Sultan Tuğrul Bey Bağdat’a (Ocak 1063) hareket etti. Şehir (1149) Melik Muhammed b. Mahmûd b. Muhammed Tapar hâkimiyetinde bulundu. Irak Selçuklu Sultanı II. Tuğrul’un (1189) Emîr İzzeddin Hasan b. Kıpçak’ın yardımıyla Uşnu, Selmâs, Hoy ve Urmiye yağmalandıktan sonra Azerbaycan Atabegleri’nin egemenliğine geçti.

      İbnü’l-Esîr, İldenizliler’den Atabeg Ebû Bekir’in (1205-1206) Merâga’ya karşılık Uşnu ve Urmiye ’yi Atabeg Alâeddin’e verdiğini ve Atabeg Muzafferüddin Özbek’i  kaydeder. Urmiye, bu tarihten kısa bir süre sonra Moğollar ’ın önünden Azerbaycan’a çekilen Celâleddin Hârizmşah’ın hâkimiyetine girdi. Ahlat’ı kuşattığı sırada Urmiye ve Hoy civarındaki Yıva Türkleri karışıklık çıkardıkları için (1226) dağıtıldı. 1230’da Urmiye, Selmâs ve Hoy’u Selçuklu hânedanına mensup olan hanımına verdi.

      İlhanlılar devrinde yaşanan gelişme ile şehrin kalesi Gâzân Han zamanında (1295-1304) yenilendi. İlhanlıların ardından sırasıyla Çobanoğulları, Timurlular, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevîler’in hâkimiyetine giren Urmiye XVI. Yüzyılın  sonlarında kısa bir süreliğine Osmanlı egemenliğine geçti, sonra tekrar Şah I. Abbas tarafından Safevî devletine bağlandı. Safevî devletinin yıkılma süreciyle 1724 yılında yine Osmanlı hâkimiyetine girdi. Nâdir Şah’ın 1729 da bölgeyi almasından kısa bir süre sonra (1730) tekrar Osmanlı Urmiye’yi ele geçirdi.

      Nâdir Şah Afşar’ın, İran’ın siyasî birliğini temin etmesiyle Urmiye İran’a bağlandı. 1744 de Feth Ali Han Afşar vali tayin edildi. 1760 da Afşarlardan kaynaklanan karışıklıkla 1760 da Han Zend tarafından ele geçirildi. Şehir önce Rüstem Han Kâsımlu’ya, sonra Rızâ Kulı Han’a verildi. Sonra Kaçar hâkimiyetine girdi. Urmiye 1906 da Osmanlıların ve 1911 de Rusların eline geçti. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı-Rus orduları arasında defalarca el değiştirdi. Savaş sonrasında (1918) İran’a bağlandı.

      Ermeniler URMİYE’NİN neresinden, nasıl gelmişler?

      Diaspora Ermenileri ve hempalarının o kadar çok sorgulanacak YALANI, SAHTEKÂRLIĞI var ki, hangisini sorgulayacaksınız? Benim ve konuyu dert edinenler, meramımızı FUZÛLÎ’NİN şu satırlarında mı aramalıyız?

      “Derdime vâkıf değil, canan beni handan bilir

        Hakkı vardır, şad olanlar herkesi şadan bilir

        Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil

        Çektiğim âlâmı bir ben, birde Allah'ın bilir."

 

(Devam Edecek)

Kaynaklar: (Gelecek Yazıda)

Kenan Mutlu Gürses


Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2024 Her hakkı saklıdır. Başa Dön