SOYKIRIMIN İNKÂRI-SOYKIRIMIN REDDİ

31 Ekim 2015



                                                              “EĞİLMEZ BAŞIMIZA TAÇ YAPTIK HÜRRİYETİ
                                                               ZAFERLE KALBİMİZE YAZDIK CUMHURİYETİ”

                                                            CUMHURİYETİN 92. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN.

       1915 olaylarının sözde soykırım olarak tanımlanmasına çalışan emperyalist güçler ve onların hempaları “soykırımının inkârının” yasaklanması ve cezalandırılması yönünde ellerinden gelen bütün çabayı göstermeğe devam etmektedirler. Konunun, sadece bir boyutu olan ifade özgürlüğü, herkesçe bilinen hukukî süreçten sonra AİHM tarafından 15 Ekim 2015’de “SOYKIRIMIN İNKÂRININ İFADE EDİLMESİNİN SUÇ OLMADIĞINA” karar verilmiştir. Böylece, İNKÂRIN ifade özgürlüğü olduğu kabul edilerek “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diyen DOĞU PERİNÇEK’İN suçsuzluğu sabit görülerek berat etmiştir. Kısaca ifadeye çalıştığım “MESELE”, başlangıcından, sonuna kadar daha çok anlatılmalı, en ince ayrıntısına kadar davanın kapsamı, süreci tekrar tekrar yazılmalıdır. Ancak, Doğu Perinçek,  fert olarak iddiasının doğruluğunu kabul ettirmiş, emsal teşkil edecek dava sonucu da ““Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” veya benzer ifadeleri, inkârı suç sayan ülkelerde kullanmamıza imkân sağlamıştır. Tek kişi ve tek boyutlu bu kazançtan çok manalar da çıkarılmamalı, çok şey başardık diye de bakılmamalıdır.

      Sözde Ermeni soykırımı, yıllar içerisinde; “Ermeni kıyımı”, Ermeni kırımı”, “Ermeni soykırımı”, “Büyük felâket”, “Modern soykırım”, “Etnik temizlik” şeklinde  Ermeni iddialarını savunanlar tarafından ifade edilmiş, Türk görüşünün her türlüsü karşısında da “soykırımının İNKÂRI” “soykırım iddiası” ifadeleri gündeme yerleşmiştir. Karşılıklı görüşler genel olarak bu şekilde günümüze kadar taşınmıştır. Ders almamız ve üzerinde durmamız gereken, konu ile sorumluluğumuzun boyutlarını bilmemiz ise başka bir husustur.  Bu Ermeni diasporası ve emperyalist güçlerin, ortaya attığı büyük İFTİRADIR.  İşte Ermeniler, soykırım iftirasına başvurarak, intikam duygularını en adi, en sinsice davranışla, kendi suçlarını da gizlemek üzere bu yolu seçmişlerdir. Bu tek kelimeyle onursuzluktur.

      Sözlükler ;

İNKÂR : “Yaptığı bir işi, söylediği sözü veya tanık olduğu bir şeyi yapmadığını, bilmediğini, görmediğini söylemek, yaptığını saklamak, yadsımak” diye vermektedir. (TDK)
RET: “Uygun bulmama, geri çevirme, kabul etmeme.” (TDK)
İDDİA:” Kendinde olmayan bir yeteneği, bir durumu varmış gibi gösterme.” (TDK)
İDDİA:”Dava etmek,  bir söz üzerine inat etmek ve kendi sözünü babında inat etmek.”  (Redhouse)
İFTİRA: Bir kimseye kasıtlı ve asılsız suç yükleme, kara çalma, bühtan. (TDK)

      Buradan hareketle Ermeni tarihi, Sözde Ermeni soykırımı üzerine yıllardır araştıran, okuyan ve yazan birisi olarak, tarih belgelerinin şahitliğinde iddia etmeliyim ki KESİNLİKLE TÜRK MİLLETİ, OSMANLI İMPARATORLUĞU, TARİHİN HİÇBİR DÖNEMİNDE ERMENİLERE SOYKIRIM YAPMAMIŞTIR. Bunun için TÜRK MİLLETİNİN İNKÂR edeceği hiçbir şey yoktur. Soykırım İFTİRASINI kesinlikle RET EDİYORUM. Ve konuşmalarımızdan, yazılarımızdan artık “İNKÂR” ifadesini iktibas etmekten hep birlikte vazgeçerek, soykırımın İFTİRASINI RET etmeliyiz diyorum.

     Şayet, insanlar, devletler geçmişte yaptıklarıyla yargılanacaksa, tarih boyunca Hıristiyan dünyasının Ermenilere,  Amerika’nın Kızıl Derilere, Vietnamlılara, yaptıkları ile başlanılmalıdır.  Bu ve benzer uygulamaları ve de KARABAĞ’I unutarak, unutturarak, İlk Çağ, Orta Çağ ve Yakın Çağ’da olmayan “soykırımı inkâr suçu” gibi bir kavramı son çeyrek yılda suç olarak ortaya çıkarmanın nedenleri iyi irdelenmelidir. Halen devam eden, içteki vatan hainlerinin ve dıştaki emperyalistlerin husumetine son verilmelidir.

      Üzerinde önemle durmamız gereken konulardan bir diğeri ise; Türk Milleti, Türk tarihinin inşasında, diğer milletler gibi kendine göre bir tarih inşa etmemiştir. Türk tarihinin inşasında, Anadolu, tüm medeniyetlerin ya yaşadığı alan ya da geçiş güzergâhı olmuştur. Tüm dünyanın gözleri önünde asırlar boyunca, ister beraber yaşayarak, ister savaşarak, ister bir yerden bir yere göç ederek yaşanan coğrafya da, Türk Milleti, TÜRK TARİHİNİN öznesi olmuştur. Onun için boynumuza asılmaya çalışılan her yafta karşısında dik durmalı, kendilerine göre tarih inşa eden milletlere de bu hatırlatılmalıdır. Devlet’in ilgili birimleri de, soykırım İFTİRASININ suçluluğunu örtmek için Ermeniler
in başvurmuş olduğu psikolojik bir savunma çarpıtması olduğunu fark ederek durumu yeniden değerlendirmelidir.
     Genellikle, sadece konuya odaklanmaktan kaynaklanan yanlışımızla, devam edip gelen ortamı yeterince anlatamadığımızı, olayın öncesi ve sonrasına bütün boyutlarıyla değinmediğimizi, bunun için biraz da kendimizi suçlamalıyız. Hem dünya milletleri hem de bizler 1915’e nasıl gelindiğini çok iyi bilmemize rağmen anlatmıyoruz,  anlatamıyoruz. Yaşamak mücadelesi veren, yok olmamak, topraklarını kaybetmemek için direnen, TÜRK MİLLETİNİN o gün içinde bulunduğu şartları bu güne taşımıyoruz. Hatta içimizden “birileri” dahi meseleyi getirip yalnızca İTTİHAT ve TERAKKİ’YE yüklemeye çalışıyor. O yıllar da Osmanlı kelimenin tek anlamıyla can çekişiyordu. Ruslar tepemizde pençesini açmış Trakya, İstanbul ve Boğazları almak için bekliyordu. Diğer emperyalistler, Anadolu’nun hangi bölgesini nasıl paylaşacaklarını kararlaştırmışlardı bile. Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya hatta Yunanistan ve Bulgaristan bütün hazırlıklarını yapmış Anadolu’ya çöreklenmek için sabırsızlıkla bekliyorlardı.

      Böyle bir ortamda, emperyalistler ERMENİLERİ ve KÜRTLERİ kışkırtarak, kullanarak ve onlara devlet olacakları garantisi vererek var güçleriyle Osmanlı’ya yükleniyorlardı. Yıllar boyu süren bu hazırlıkta Ermeniler ve Kürtler isyan ettiler. Osmanlı’yı diz çöktürmek için her yola başvurdular. Bu şartlar içerisinde Osmanlı, kendi tebaası olan, kendi devletinin kuvvetlerini arkadan vuran, özellikle Ruslarla ikili oynayan Ermenileri, yine kendi sınırları içerisinde imparatorluğun güney bölgesine TEHCİR etti. O tehcirde acılar yaşandı. İnsanlar kendi yerlerinden, yurtlarından koparıldılar. Değişik nedenlerle binlerce insan öldü veya öldürüldü.

       Bu olaylar devam ederken ölen ve öldürülen sadece Ermeniler de değildi. Mesela; Türkler de, Ermeni çetelerinin tahrip ve tecavüzü altında dayanılması imkânsız elim durumlara düşmüşlerdi. Erzurum, Trabzon, Bitlis, Van vilâyetleriyle Erzincan sancağı ahalisinden bir milyonu geçen nüfus her türlü sağlık ve hayat şartlarından mahrum olarak iç bölgelere doğru göçmek mecburiyetinde kalmıştı. Her geçen gün şiddetlenen saldırılar ve iltica mecburiyeti, İslâm mültecilerden (701.166) – YEDİYÜZ BİR BİN YÜZ ALTMIŞALTI-nüfusun ölmesine sebep olmuştu. Bunlar sadece beş şehrin kayıpları olup arşiv belgeleriyle ortaya çıkarılmış rakamlardır. Yine söz konusu şehirlerden kayıtlara geçmeyen ÜÇ YÜZ BİN, Türk’ün öldüğü veya öldürüldüğü bilinmektedir. Aynı dönem de Anadolu’da hayatını kaybeden MÜSLÜMAN nüfusun toplamı İKİ MİLYON BEŞYÜZ BİN, Ermenilerin kayıpları ise yaklaşık dört yüz bin civarındadır. Bu pencereden bakınca, TÜRKLER beş kere SOYKIRIMA uğramış, dememiz gerekmez mi?

      Netice olarak, sayıları yani ölümleri yarıştırmıyoruz. Gidenlerin, ölenlerin, dönenlerin, göç edenlerin ve o dönemde tekrar Anadolu’da yaşayan Ermenilerin öleni-kalanı kayıtlarda mevcuttur. Böylelikle, bir isyanın sonucunda mağduriyete uğrayanların bu mağduriyetine SOYKIRIM demek hangi akılla bağdaşır. Kullanılırken, isyan ederken, Ermeniler, kendilerine vaatte bulunanlara neden dönüp bir şey sormuyorlar? Kamuoyunu etkileyen çevreler, neden hep at gözlüğü ile bakıyorlar? Ermeniler, İngiltere, Fransa ve Rusya’ya hani bağımsız Ermenistan, diye neden sormuyorlar.

     TÜRK MİLLETİ SOYKIRIM YAPMAMIŞTIR. Türkiye, dayanaktan yoksun “SOYKIRIMI” nitelenmesini kabul etmemektir. Kısaca böyle bir İFTİRAYI REDDETMEKTEDİR. “EMPERYALİST BİR YALAN OLDUĞUNU” ısrarla söylemektedir. İNKÂR edeceği hiçbir şey yoktur. Dışişleri Bakanlığımız da, umarım AİHM kararından hareketle, parlamentolarında soykırımını tanıyan ülkelere bir şeyler söylemeğe başlayacak, Ermenistan’ın AB’ye doğru nasıl yol almaya başladığını sorgulayacak, ey MİNSK üyeleri HOCALI’DAN-KARABAĞ’DAN –ne haber- diye soracaktır.

       Zira soykırıma uğradığını iddia eden Ermenilerin, 1916-1917-1918-1919-1920 de Anadolu’da katliam yapanları, topraktan fışkırmadıklarına göre, bütün bu eylemleri nasıl yapmışlardı? Kafkasya da Rusya güdümlü bir devleti, dünyaya dağılmış grupları, vakıfları, dernekleri, yok olmuş, yok edilmiş bir millet nasıl kurmuştu? Halen ibadet ettikleri kiliselerinde ki Ermeniler, Ermenilerin hayaletleri mi idi?  Soykırım bir milleti tamamen ortadan kaldırmaksa! Bu Ermeniler kimdi?

      SOYKIRIMIN İNKÂRI YOK, SOYKIRIM İFTİRASININ REDDİ VAR…

      Milletimizi, “Allah kuru iftiralardan korusun.”
 

Kenan Mutlu Gürses

Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön