KAZIM KARABEKİR ÜZERİNDEN TARİHİ ÇARPITMAK

20 Mart 2011


           Tarih’i konuları yakından takip edenler, kimlerin geçmişte yaşananları, hangi nedenlerle yazdığının nedenini hemen anlayacaktır. Konuyu takip etmeyenleri, hiç okumayanları, takım tutar gibi meseleye bakanları ne yapacağız?
            
           Elimizden geldiğince, biz aydınlatmaya çalışacağız. Bu yazımızda, öncelikle Kâzım Karabekir kim dir? O’nu tanıtarak başlayalım.

          Doğumu, 28 Temmuz 1882 İstanbul–Ölümü, 26 Ocak 1948 Ankara. 1902’de Harbiye mektebini, 1905’te Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni birincilikle bitirerek kurmay yüzbaşı oldu. 1907’de Enver Paşa ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Manastır şubesini kurdu. 1909 ‘da 31 Mart olayında, Hareket Ordusu’nun İkinci Tümen Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1912’de Binbaşı rütbesiyle Balkan Savaşı’na katıldı. 1914’de Yarbaylığa, 1915’ te Albaylığa, 1918’ de Mirlivalığa yükseldi. 2 Mart 1919’ da Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanlığına atandı. Erzurum Kongresi’nin düzenlenmesinde büyük emeği geçti. Milli Mücadele hareketi boyunca Edirne Milletvekili ve Doğu Cephesi Komutanı olarak görev yaptı.

         1920’ de Ermenilerce işgal edilen toprakları geri aldıktan sonra, 31 Ekim 1920’ de Ferikliğe (Korgeneral) yükseldi ve 2 Aralık 1920’ de Ermenilerle Gümrü Antlaşması’nı imzaladı. Milli Mücadele hareketi başarıya ulaştıktan sonra Ankara’ya geldi ve 30 Ekim 1922 den başlayarak TBMM’nin çalışmalarına katıldı. Ordudaki görevlerinden izinli sayılan asker milletvekillerinin Meclis veya ordudaki görevlerinden birini seçmeleri kararlaştırılınca, 24 Kasım 1924’ te milletvekilliğini tercih ederek Birinci Ordu Komutanlığından ayrıldı. 9 Kasım 1924’ te Halk Fırkası’ndan istifa ederek 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu ve partinin başkanlığına getirildi.

         Partinin 3 Haziran 1925’te hükümetçe kapatılmasından sonra milletvekilliğini bağımsız olarak sürdürdü. 1926 yazında İzmir’de Atatürk’e karşı bir suikast planının ortaya çıkarılmasından sonra, ülkenin önde gelen muhalifleriyle birlikte İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Ama suikastla ilgisi görülmeyerek beraat etti. 1 Mart 1927’ de milletvekilliği sona erince ordu kadrosundan açığa alındı. Aynı yıl 1 Kasım 1927’de emekliye sevk edildi. Bu tarihten başlayarak, 12 yıl boyunca, İstanbul Erenköy’deki bugün müze olan köşkünde, siyasetin dışında bir hayat sürdürdü ve anılarını kaleme aldı. 26 Ocak 1939’ da yapılan ara seçimde yeniden İstanbul milletvekili oldu. 1946’da seçildiği TBMM Başkanlığı görevindeyken Ankara’da öldü.

        Bir hayat çizgisi üzerinde yaşananları, daha iyi değerlendirmemiz için belirtilen tarihleri, o tarihlerde yaşananları Anadolu’’nun hangi şartlar altında bulunduğunu da birçoğumuz mutlaka biliyordur zannediyorum.

        Bu bilinenler ışığında, belgeleriyle ortaya konulmamasına rağmen, bir resmi tarih, bir de gayr-i resmi tarihten bahsedilir. Tarihi yapanları ayrı tutarsak, tarihi yazanlar, ilgilendikleri alanın dışında hep susmuş, bu yönde dile getirdikleri herhangi tepkileri de olmamıştır.

        Gayr-i resmi tarihten bahsedenler ise, ortaya belge koymadan yıllarca toplumu yanıltıp durmuşlardır. Tarih’te nedense bu alanda suskun kalmıştır. Hâlbuki devletin her nedenle olursa olsun açıklamadığı bir takım bilgi ve belgeler var olmasına rağmen, bunların neleri ihtiva ettiğini de bilmediğimiz için, olayların sözlü aktarımı nerede ise efsaneleştirilerek günümüze kadar taşınmıştır. Bu üzerinde durulacak önemli bir konudur.

        Garip olan, asker kişilerin, devlet adamlarının hatıralarını okuduğumuz da, yaşananların hiç de efsaneleştirildiği gibi olmadığı gerçeği ile yüz yüze geliriz. Yinede resmi tarih-gayr-i resmi tarih safsatasından kurtulamayız. Bütün bunların ideolojik, etnik, siyasi, kültürel hatta dini nedenlere dayandırılarak yapıldığını hepimiz pekâlâ bilir, ama sessiz kalırız. Bilginin ve belgenin peşinden koşmak ise aklımıza gelmez.

       Sanki tarihi çarpıtanların, elinde bilgi ve belge varmış gibi!

       İşte bütün bu nedenlerle, merhum Kâzım Karabekir ve diğer silah arkadaşları üzerinden hem Atatürk düşmanlığı yapanları, Paşa’nın akıllarınca inanç dünyasına dil uzatanları ve maksatlarını ortaya koyacağız.

 Her şeyden önce;

       Mustafa Kemal Paşa, İsmet İnönü, Abbas Halim Paşa, Sultan Abdülaziz, Abdülhamit, Abdülmecit, Ahmet Muhtar Paşa, Ali Fethi Okyar, Ali Galip Paşa, Fahrettin Altay, Besim Atalay, Falih Rıfkı Atay, Fazıl Ahmet Aykaç, Bahattin Şakir Bey, Faik Ahmet Barutçu, Bekir Sami Bey, Mahmut Esat Bozkurt, Cavit Bey, Ali Fuat Cebesoy, Celâl Bey, Cemal Azmi Bey, Fevzi Çakmak, Nuri Demirağ, Kâzım Dirik, Enver Paşa, Ahmet Şükrü Esmer, Fahrettin Paşa, Hüsrev Gerede, Fahrettin Kerim Gökay, Şemsettin Günaltay, Halit Paşa, Hüseyin Cahit Yalçın, Kâzım Özalp, Namık Kemal, Kâzım Orbay, Rauf Orbay, Recep Peker, Sait Halim Paşa, Şükrü Saraçoğlu, Talat Paşa, Tevfik Rüştü Aras, Hasan Ali Yücel, Ziya Gökalp, Ziya Hurşit Bey ve diğerleri ile Karabekir Paşa’nın, yukarıdaki isimlerle münasebetlerini, sonucunda İSTİKLÂL SAVAŞININ nasıl kazanıldığını da hiç unutmayacağız.

      Bu insanların büyük çoğunluğunun yazmış oldukları hatıraları ile Paşa’nın hatıralarının nasıl da örtüştüğünü ayrıca göreceğiz. Yazılanların içerisinden, sadece bir cümleyi alarak TARİHİ tahrif etmek acaba nerede görülmüştür. Bu uzun ve hepimizi ilgilendiren konuya devam edeceğim. Bekleyip görelim.

 

Kenan Mutlu Gürses

Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön