TAŞRALI'LAR KADAR BAŞINIZA TAŞ DÜŞER

20 Kasım 2012


      Anadolu’nun herhangi bir yöresine mensub olduğunuz da size taşralı derler. Bugün Ankara’nın dışında olan, dün ve bugün ise İstanbul dışında yaşayan ve yaşamış olan herkes taşralıdır. Merkez şehirde yerleşik olanlar, Anadolu insanına taşralı derken; ne hikmetse o’nu hep küçümsemiş, o’nda bir şeylerin eksik olduğunu vurgulamışlardır. Bu günümüzde de sürüp gitmektedir.

      Hâlbuki hayatın ve insani değerlerin taşrada ne kadar yüksek olduğunu bilmezler. Taşranın sahip olduğu imkânların az ve öz olduğu gerçekliğinin yanında, gönül zenginliğinin her iki dünyanın enginliğini barındıracak kadar ulvîliğinden de habersizdirler. Bu paşa babalarının, paşa konaklarından, paşa çocuklarının göremediği bir durumdur.

      Bu, görmeyen gözler, İstanbul’u köye döndürenlerin taşralılar olduğunu yazar ve söylerler. Bunu yazan ve söyleyenler; Galata Köprüsünü bir taşralıya satmaya kalkanın nereli olduğundan hiç bahsetmezler.

      Anadolu’da binlerce yıl öncesinden başlayan, bugünde devam eden göçler hepimizin nedenleri ile bildiğimiz konudur. Etrafınızda konuşulanları birazcık dikkatle dinlerseniz, taşralı daima köyüne gider. Taşralının kasabası, şehri hep yok sayılır. Paşa konaklarında yaşayanlar, işçisine izin verirken onu köyüne yolcu ederken, köyünden dönmesini bekler.

      O taşralıya, kendi giydiğini giydirmeyi, kendi yediğini yedirmeyi, kendi okuduğunu okutmayı bir türlü yakıştıramaz. Taşralının kızı göze çarpacak kadar güzelse; mekâna o sokulur, birazcık onun kıyafetleri düzeltilir. Bunun da çok bildik nedenleri vardır ki, sayfalarca yazılacak konu olur.

      Taşralı diye küçümseyen zihniyet, bir gün taşraya gitmemiştir. Taşra da nasıl yaşanır, ne yenilir, ne içilir bilmez. Onun için, daima taşralı kabadır! Taşralı cahildir! Taşralı muaşeret kurallarını bilmez! Bazen taşralı insan bile değildir!

      Bu bakış içerisine hapsedilen taşralı, bir çift sarı öküzü satarak gelmişse, o vakit iş başka hal alır. Merkezde ki efendi, önce taşralının elindeki paraya göz diker. Onu almanın bin türlü yollarını bulur. Nüfusunu kullanarak, bilmem neredeki DEVLET ve VAKIF arazisinde ona gece-kondu yaptırarak parasını elinden alır. Taşralı garibin ne gece-kondu yapma bilgisi ne de yapma becerisi vardır. O beceri, paradan başka değer tanımayan, taşralıyı küçümseyen, aşağılayan zihniyete aittir. DEVLET ve VAKIF arazisinin nerde olduğunu, onun nasıl işgal edileceğini, orada nasıl gece-kondu yapılacağını taşralı nasıl bilir ki?

      Efendim, İstanbul bilmem kaç yıl önce böylemiymiş?  Bunu önce taşralıya musallat olan zihniyete sorun. Bırakalım, Osmanlı dönemini tarihçiler araştırsın. Ancak 1923’ten sonrasına bakacak olursak; İstanbul’un hangi belediye başkanı, hangi il genel meclisi üyeleri, hangi belediye meclis üyeleri taşralı idi? Hangi taşralı İstanbul’da TARİHİ katletti?

      Taşralıyı aşağılayan, bugün de suçlayan zihniyete sormak lazımdır ki; hanginiz Lebon’da Baylan’da, Markiz’de kahvenizi yudumlarken, hangi taşralı ile İstanbul’un geleceğini konuştunuz?

      Hanginiz; Pera-Palas’da, Çiçek Pasajı’nda, Elhamra’da, Yorgo’nun meyhanesinde hangi taşralı dostunuz ile sofranızı paylaşarak İstanbul’un geleceğini tartıştınız?

      Ağa Efendi, bu yoldan zenginleştikçe, taşralı da sömürülmedi mi?

      ‘’Kır atın yanında duran, ya huyundan, ya tüyünden’’ diye bildik bir atasözündeki gibi; Ağa Efendisinden gördüğünü, öğrendiğini, bu defada taşralı yapmaya başlar.

      Sonra, sonrası mı var! O taşralı, Ağa Efendisinin öncülüğünde ve işbirliği içinde DEVLETİN, VAKFIN arazilerini işgal ettikten sonra, gelir o şehrin yöneticisi olur. O elde ettiği yetkilerle, daha önce işgal ettiği arazileri yeniden sahiplenecek kanunlar çıkarır. Kısacası bırakın şehri, ülkeyi taşralılar yönetir.

      Artık ne paşa konakları, ne de paşa çocukları kalmıştır. Düşünmeyen ve üretmeyen taşralıyı küçümseyen zihniyet, müziğine, kültürüne, sanatına, kitabına, gazetesine hatta sosyete dediği birlikteliğine dahi sahip çıkamaz hale gelmiştir. Şimdiler de nerede, nasıl yaşadıkları da pek bilinmemektedir.

      Taşralıyı aşağılayan zihniyet, doğru ve dürüst hareket etmiş olsaydı; bu gün TAKSİM meydanı yeniden düzenlenirken, Kültür Merkezini, o sırada devam eden ucube beş-altı binayı yıkarak, oto-park dahil o alana mimari estetiği yüksek bir binanın yapılmasını savunur, TAKSİM MEYDANINDAN BOĞAZI görecek bir uygulamaya imza atardı.

      Şehircilikten nasibi olanlar, MEYDAN yapıyorum derken, TAKSİM KIŞLASINI yapmaya kalkanlara bunu yapamazsınız derdi. Hatta Kültür Merkezinin hemen yanında bir CAMİ yapılmasının dahi ne kadar güzel olacağını anlatırdı. Bununla da kalmaz, taşralıyı ufuksuz gören yapı, şu 2-B kanunun alanına giren arazilerin imar planlarının yapılmadığını, yapıldı ise neden açıklanmadığını da sorardı.

      Şimdi kimin TAŞRALI olduğuna artık siz karar verin.

     Efendim taşralılar İstanbul’u köye çevirmişler! Üç kuruşluk menfaatiniz karşılığında İstanbul’u pazarlayanlar artık insanları güldürmeyin.  Sonra, taşralılaştırdıklarınızla birlikte,  TAŞRALI’LAR KADAR, hepinizin BAŞINIZA TAŞ DÜŞER!

Kenan Mutlu Gürses

Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön