ERMENİ DİASPORASI- MİLLET-İ MESHÎYYE’NİN, MİLLET-İ SÂDIKA’DAN MİLLET-İ NÂN-KÖRLÜĞÜNE

31 Mayıs 2024


      29 Mayıs 2024 günü, İstanbul’un fethinin 571. Yılını kutladık. Bilindiği üzere Ermeni Diasporası 1960 lı yıllardan başlayarak, mesnetsiz, gerçeklerle bağdaşmayan Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Türkler tarafından SÖZDE SOYKIRIMINA uğratıldığını iddia etmektedirler.

       Güzel Türkçemizde, genellikle yanlış bir iş yapmış olmalarına rağmen hâlâ kendilerini haklı göstermeye çalışan, suçluluğunu kabul etmeyerek güya güçlü duruşunu sürdüren kişiler için kullanılan “HEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ” deyimi kullanılmaktadır. Ermeni Diasporasının yaptığı tam da budur.

      27 Mayıs 1915’te Osmanlı Hükûmeti tarafından I. Dünya Savaşı’ndan daha önce 1800 lü yılardan itibaren emperyalist güçler tarafından da kışkırtılan, bağımsız bir devlet kurma hayaliyle devlete karşı isyana kalkışan, bulundukları bölgelerde özellikle Doğu Anadolu’da TÜRK-KÜRT demeden katliam yapan, isyan çıkaran, dış güçlerle işbirliği yapan Ermenilerin TEHCİRİNE karar verilmiştir. Söz konusu TEHCİR savaş bölgelerinden, yine Osmanlı Topraklarına yapılmıştır. Ermeni Diasporası tehcir süresince 1,500.000 Ermeni’nin öldüğünü/öldürüldüğünü iddia etmektedir. Konunun derinliğine inildiğinde, Batının desteğini kazanmak için dönemin ERMENİ PATRİKHANESİNİN ortaya koyduğu nüfus istatistiki bilgileri, o günden başlayarak günümüze kadar farklı dönemlerde yükseltilerek, Ermeni Diasporası tarafından günümüzdeki iddia edilen 1.500.000 rakamına çıkarılmıştır... Bunu yaparken tek yaptıkları tarihi gerçekleri çarpıtarak yalan söylemektir.

      Ermeni Diasporası ve onun açık/örtülü gerçekten bir soykırımdan bahsedeceklerse önce Bizans döneminde kendi dindaşlarınca ne kadar Ermeni’nin öldürüldüğünden, nereden nereye sürüklendiklerinden mi başlayalım. Yoksa yine kendi dindaşları Ortodoks Rusların, Ermenilerin, dilini, dinini, nasıl yasakladıklarını mı ibadethanelerini nasıl kapattıklarını mı, Eçmiadzin Katedrali’nde dini liderlerin görevlerini nasıl yönettiklerini mi, kaç yüz bin Ermeni’nin öldürüldüğünü mü, hangisinden başlasak…

      Mesela, Tarih de Ermenilerin Kilikya serüvenini iyi tetkik ettiğinizde, gitmek mecburiyetinde kaldıkları o bölgede kısmen Kürtlerin de yaşadığını, Kürtlere o tarihlerden başlayarak 1915 yılına kadar neler yaptıklarını, Kürtlerden gasp etmiş oldukları toprakların sanki kendilerininmiş gibi, sonrada dönüp Kürtler bizim topraklarımızı gasp ediyor dediklerini göreceksiniz. Sonraki yıllarda ise tekrar Kürtlere dönerek, nasıl işbirliği teklif ettiklerine, maksatlarının ne olduğuna iyi bakılarak nihai amaçları görülecektir. Burada ana sorun, Kürtlerin de bilinçsizce bu oyuna katılmalarıdır.

      Osmanlı İmparatorluğu’nun kapsamlı ve doğru kabul edilen 1893 ve 1905 nüfus sayımlarında nüfusu 17.388.562 ile 20.884.630 dur. 1893 yılı nüfus sayımında yaşayan toplam Ermeni nüfus ise 1.157.519 dur. Bazı kaynaklar meydana gelebilecek aksaklıkları dikkate alarak bu rakamı 1.300.000 olarak kabul etmişlerdir. Ermeni yazar Vahran Vardapet’in verdiği rakam ise 1.300.000 ile 1.500.000 arasındadır. Ermeni Patrikhanesinin batılı ülkelere verdiği sayıda 3.000.000 dur. Bu sayının doğru olamayacağı dönemin Fransız Dışişleri Bakanının dahi dikkatini çekmiş, 1896 da Fransa Parlamentosunda yaptığı konuşmada;

    “Vaktiyle Ermeni Krallığını oluşturan eski eyaletlerin durumu size anlatılmıştı. Dicle ve Fırat Nehri’nin kaynağından Hazar Denizi ile Karadeniz, Basra ve İskenderun körfezleri arasında bulunan vilayetler bildiğiniz gibi Rusya, İran ve Osmanlı Devleti gibi üç değişik hükümetin idaresi altındadır. Osmanlı Devleti’nin idaresinde bulunan ve şimdi tek tartışma konusu olan bu vilayetlerdeki Ermeni halkının, elimizdeki istatistiklerden anlaşıldığı gibi tüm Osmanlı ahalisine göre yüzde on üç den fazla olmadığı bir gerçektir. Anadolu vilayetlerindeki Ermenilerin toplam miktarı şüphesiz üç milyon değildir. Zaten Ermeniler bahsedilen eyaletlere eşit miktarda değil, bazı yerlerde sık ve bazı yerlerde dağınık bir şekilde bölünmüşlerdir,” demiştir.

      Buna benzer bir başka örneği Rum Patrikhanesi’nin XX. yy. başlarında Anadolu’da yaşayan Rumların sayısı hakkında verdiği raporda göze çarpar. Bu rapor ve çarpıtılmış hali Venizelos’un 1919 yılında Versailles deki barış konferansında Batı Anadolu üzerinde hak iddia etmesinde temel oluşturmak üzere yalan-yanlış olduğu bilindiği halde maksatlı kullanılmıştır.

      Farklı bir bakış açısından İstanbul ve Osmanlı nüfus hareketliliğine bakacak olursak hiçbir dönemde, hiçbir yerde Müslüman Türk nüfusa karşılık Hıristiyan unsurlar çoğunluk olmamıştır. Özellikle Ermenilerin İstanbul’da nüfuslarının yükselmesi, Kefe ve Çaldıran sonrası taşınan nüfusla olmuştur. Bizans döneminde Ermeni nüfusunun ne olduğu; “ Bizans İmparatorluğu döneminde, 5. Yüzyılda öğrencilerden oluşan küçük bir İstanbul Ermeni Cemaati’nin varlığı biliniyor,” ifadelerini günümüzde Ermeni Patrikhanesi kullanmaktadır.

      Ermenilerin asıl çıkmazı, nerede, nasıl ve nüfusları yanında mensup oldukları Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra yaşadıkları baskılardan kaynaklanan gücü nerede görmüşlerse oraya meyil etmeleridir. Kaynağımızdan faydalanarak ve kısaltarak açıklamaya çalışırsak;

      “Tarihte Apostolik Ortodoks Ermeni Kilisesi beş dini merkezden oluşmuştur. Bunlar,  Eçmiadzin, Ahtamar ve Sis Katogigoslukları ve Kudüs, İstanbul Patrikliğidir. Ermeni tarihinde acı ve çalkantılarla geçen dini hayatlarında, geriye baktığımızda Bizans İmparatoru I. Diocletien’in ‘tek devlet-tek kilise’ düsturu dikkat çekmekte, bu doğrultuda Ermenilerin manastırlardan sürülmelerini, Kudüs’te monofizitlerle bir araya geldiklerini, İslam hâkimiyetiyle rahata kavuşarak Ermeni Kilisesine bağlı ilk Patrikliğin o dönemde Kudüs’te” olduğu bilinmektedir.

      Bizans’a bağlı oldukları dönemlerde, özellikle Ermenilerin gel-gitli bakışları sonucunda Grekler Ermenileri kendi mezhepleri içinde eritmişlerdir. Zaman zaman devam eden süreçlerde Ermeniler Greklerle birleşmekten yana olmuşlarsa da mezheplerinin hor görülmesiyle bu birlik gerçekleşmemiştir. XI. Yüzyılda Müslüman Türklerin başlattıkları akınlar, Bizans’ın Doğu siyaseti, Ermenilerin yaşadıkları topraklarda uzun süre tamamen Bizans’a tam bağlı, bazen de yine o idare altında satraplıklar da yaşamışlardır. Bu nedenle tam manasıyla bağımsız bir dini yaşamaları mümkün olmamıştır. Türk ve Müslüman Arap hâkimiyetlerinde ise dini serbestliğe kavuşmuşlardır.

      Buna rağmen zaman zaman Bizans hâkimiyetinde, Bizans’ın Kiliseyi kullanarak Ermenileri kullanmaları, Ermenilerin buna teşne olmalarıyla Türklere karşı gelmişler, tereddütlü oldukları dönemlerde Bizans zulmüyle onların mezheplerine geçmişlerdir. Bu zulüm karşısında her ne kadar bir kurtarıcı aramışlarsa da, yine de Bizans’la birlik oluşturmaya çalışmışlardır. Bu korkulu ve çelişkili davranışlarının ana sebebi, her yaşadıkları bölge toprağında dağınık ve azınlık olmaları nedeniyle, hem milli varlıklarını, hem de dini bütünlüklerini kaybetmenin korkusunu yaşamışlardır.

      Doğu’da bunlar olurken, Batı’da, İstanbul’da da Bizans, Ermenilere aynı acıları yaşatmıştır. Hatta Türklerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle, Ermeniler başka başka yerlere sürülmüş, ibadet haneleri yakılmış-yıkılmış, papazları kovulmuştur. Bu Bizans zorbalığı karşısında Ermenilerin büyük bir kısmı Rum Ortodoks mezhebini kabul etmek zorunda kalarak Rumlaşmışlardır.

      Ermenilerin XIV. Yüzyıl başlarına kadar geçen gelişmelerde, İstanbul’un Fethi öncesinde belli bir ölçüde bir kilise etrafında toplandıkları görülmektedir. Yaklaşık 1350’lerde Konstantinopolis ve Galata’da iki kilise etrafında cemaatleşmişlerdir. Söz konusu kilise yapılanmaları 1430 ve sonrasında da devam etmiştir. Bizans’ın Türk korkusuyla, 1438 tarihli bir yazıtta “Hovagim İstanbul Başpiskoposu”, 1447 tarihli bir başka yazıtta da “Bursa ve İstanbul eyaletlerinin Piskoposu Hovagim” denilmektedir. Burada Bizans’ın gösterdiği tavrın yine Ermenileri oyuna getirmek olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

      Aradan geçen zaman diliminde yaşananları ayrı bir yazının konusu yapmak üzere, İstanbul’un 29 Mayıs 1453 tarihinde Fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet, Bursa Ermenileri Piskoposu Hovagim’i, İstanbul’a davet ederek “Ermeni Patriği ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğu Ortodoks mezhebine bağlı Hıristiyan tebaasının ruhani lideri olarak tanıdığı hakkında fermanını yayınlamıştır. Böylece Ermeni cemaatine dinlerini ve geleneklerini özgürce yaşamaları için bağımsız bir ortam sağlamıştır. Bu ortam, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Ermenilerin yeni bir devlet kurmak hayaliyle başlattıkları isyanlar, 1915’e taşınan süreç ayrıca değerlendirilmek kaydıyla, Cumhuriyet döneminden de başlayarak günümüze kadar gelmiştir.

      Ancak, “ I. Dünya Savaşı öncesinde Patrikliğin ruhani yetki alanı Doğu Anadolu’dan Kuzey Afrika’ya, Trakya’dan Avrupa’ya ve ABD’de yeni kurulan Ermeni cemaatlerine kadar uzanıyordu. İstanbul Ermeni Patrikliği, Ermeni Kilisesi hiyerarşisinde dört makamdan biridir. Bugün Türkiye ve Girit Adası’ndaki cemaatlerimizin ruhani merkezi olan Patrikliğe, kökenleri Anadolu’ya ait olan diaspora Ermenileri de manen bağlılık duymaktadırlar.”

      Yukarıda ki ifadeler, İstanbul Ermeni Patrikliği web sayfasından alınmıştır. (31.05.2024) Patrikliğin etki alanına bakıldığında, Ermeni Diasporasının halen kopardığı patırtının devam etmesini nasıl okumalıyız? Acaba XVIII. yüzyıl ve sonrasında Ermeni Kilisesindeki bölünmelerle ortaya çıkan Katolik ve Protestan Ermeni Kiliseleri mi bu alçakça yalanların peşinden gitmektedirler? Bu alçakça iftira ve yalanlarda İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin bağlılığı günümüze kadar devam eden Eçmiadzin Gatoğigosluğu’nun da hiç mi günahı olmamış mıdır?

      Bu kadar detayı yazmamın sebebi ise; iki gün önce 29 Mayıs 2024 günü bildiğiniz gibi İstanbul’un Fethinin 571. Yıl dönümünü kutladık.  28 Mayıs 2024 günü İstanbul Ermeni Patriği Sahak Maşalyan ve beraberindeki heyet, İstanbul Belediye Başkanlığı’na seçilen Sayın Ekrem İmamoğlu’nu, seçim başarısından dolayı kutlama ziyaretinde bulunmuştur.

      Ne o gün, ne de 29 Mayıs 2024 günü İstanbul’un kurtuluş yıl dönümü hakkında patriklikten herhangi bir açıklama yapılmamıştır. 1461 yılından günümüze kadar, Hovagim’den, Maşalyan’a seksen beş patriğin de borçlu oldukları o oturdukları koltuk, başta Fatih Sultan Mehmet olmak üzere Osmanlı padişahları, Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, günümüze kadar bütün Cumhurbaşkanlarının kanunlarımızdan aldıkları yetkiyle verdikleri izinlerle oturmaya devam ettikleri acaba neden unutulmuştur?

      Ermeni Diasporasının yönlendirmesiyle, ERMENİ DİASPORASI- MİLLET-İ MESHÎYYE’NİN, MİLLET-İ SÂDIKA’DAN MİLLET-İ NÂN-KÖRLÜĞE doğru mu yol alınmaktadır?

      Hani bir atasözümüz “iğneyi önce kendine batır, çuvaldızı başkasına”  başkalarını yargılamadan önce kendi hata ve eksiklerini gözden geçir der... 24 Nisan 1915 Ermeni terörüne hizmet eden, onların yanında yer alan Ermeni Komite üyelerinden 235 kişinin devlete karşı suç işlemek gerekçesiyle tutuklanmalarıdır. (NOT: Bazı kaynaklarda gösterilen 2345 sayısının gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.) Şimdi söyler misiniz, bizim Cumhurbaşkanımız 24 Nisanlarda neden Ermenilere başsağlığı diler… O gün ne ölen, nede öldüren var.

 

YARARLANDĞIM KAYNAKLAR:

Dr. Canan Seyfeli- Ermeni Araştırmaları I. Türkiye Kongresi Bildirileri (I. Cilt)

https://uzemigunsem.gedik.edu.tr/hem-suclu-hem-guclu-deyiminin-anlami-nedir

https://avim.org.tr/tr/Analiz/OSMANLI-ERMENI-NUFUSU-HAKKINDA-ISTATISTIKI-BILGILER-VE-YABANCI-KAYNAKLAR#:

http://www.turkiyeermenileripatrikligi.org/site/tarihce-patriklik-makami/

https://www.demirkilichukuk.com/Hukuki-Yayinlar/Makaleler/turkiye-ermenileri-patrikligi-tarihi

http://www.eraren.org/index.php?Lisan=tr&Page=DergiIcerik&IcerikNo=13

file:///D:/Users/Admin/Desktop/SEYFELI_Canan_Istanbul_Ermeni_Patrikligi%20(1).pdf

 

Kenan Mutlu Gürses


Kenan Mutlu Gürses © 2011 - 2024 Her hakkı saklıdır. Başa Dön